17 Mayıs 2016 Salı

Sabahları evde yalnız hem İnci'yi yedirip hazırlamak hem de işe gelmek üzere kendimi hazırlamak konusunda her gün farklı bir sınav veriyorum. Bazı sabahlar herşey çok güzel giderken bazı sabahlar tam bir sinir harbi yaşıyoruz. Mesela asansörün düğmesine ondan önce bastım diye sabah sabah bütün apartmanı inletiyoruz...


Böyle olunca uzun uzun kahvaltı yapma fırsatım olmuyor tabi, hatta tost yapmak bile zaman alıyor. O nedenle bu sabah hızlı olsun diye 5 kaşık kuru meyveli müsli içine 3 tane çilek doğradım, sütü ekledim ve biraz bekletip yumuşadıktan sonra yedim. Çok da lezzetliydi.


Ofise gidince 1 kupa kahve içtim.


Öğle yemeği için zamanım çok azdı. Öğlen saatlerinde çalıştığım için kendi öğle yemeğim 15.00'den önce olmuyor. Değirmen'de brokoli, kabak, karnıbahar, havuç içeren bir sebze yemeği yedim yanında yoğurt ve makarna da vardı. Hiç ekmek yemedim.

Öğleden sonra birşey içmeye fırsatım olmadı.


Evde dün pişirdiğim kıymalı taze fasulye vardı. Yanına makarna pişirdim. Yoğurtla beraber yedim. Hatta 1/2 dilim kadar da ekmek yedim. Tam doydum, yemekten kalktım derken kardeşim geldi ve koca bir kutu zeytinyağlı yaprak sarması getirdi. Bir öğrencisinin annesi sarmış getirmiş. O kadar lezzetliydi ki bir baktım 8 tane yaprak sarması yemişim bile! Fotoğrafını bile çekmeden :) o nedenle sonraki gün çektiğim fotoğrafı ekliyorum. Sarma aynı sarma, miktar aynı.


Yemekten sonra bugünün 2. kahvesini içtim. Bütün akşam başka birşey yemedim. Gece yatmadan önce acıkınca 1 minik kase (sosluk) Çorum leblebisi yedim.


Sağlıklı bir günü burada bitirmiş oldum :)

Diyetisyen Serap Orak Tufan

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 

Küçük Prens Tenimde/Melissa Mey

Merhaba blog okuru dostlarım,

Melissa Mey ve Küçük Prens

Sizinle paylaşmak istediğim güzel birşey var. Sevgili dostum, yakın arkadaşım, sanatçı ve gezgin Melissa Mey'in "Küçük Prens Tenimde" isimli bir kitabı yayınlandı. Kitabında vücudunda "Küçük Prens" dövmesi olan kişileri fotoğraflayan ve bunların hikayesini yazan Melissa Mey bu kitabın gelirini "Baba Beni Okula Gönder"projesine bağışlamıştır.  



Küçük Prens’i Teninde Taşıyanların Hikâyesi…
Küçük Prens Tenimde

Fotoğrafçı Melissa Mey, İnkılâp Kitabevi’nin yayımladığı Küçük Prens Tenimde ile en çok sevilen kitap karakterlerinden biri olan Küçük Prens’i tenine kazıyanları fotoğraflayıp hikâyelerini anlatıyor.

“Küçük Prens, pek çok dile çevrildi. En çok farklı dile çevrilen kitaplar arasında ilk sıralarda. Melissa Mey’in kitabı Küçük Prens’in ‘tence’si… Böyle bir dil var mı, demeyin!? Çünkü, ‘beden dili’ diye bir gerçeğin varlığını sorgulamaya gerek yok. Böylelikle, insan bedenlerindeki Exupéry’nin resimlerini büyük bir araştırma ve titiz bir çalışmayla bir araya getiren Melissa Mey, Küçük Prens’in çevrildiği diller arasına bir yenisini eklemiş oluyor.”
                                                                                                                         Sunay Akın
Küçük Prens’im Hep Benimle…

Bazıları içinde tutar yaşadıklarını, bazılarıysa kâğıda döker... Kimileri ise yaptırdığı bir tattoo ile anlatır hikâyesini. Yaptıranlar için ayrı, özel bir anlamı vardır tattoonun. Kimi sevdiği bir cümleyi dövdürür tenine, kimi kendi çizdiği bir figürü, kimi de sevdiği bir kahramanı… İşte Küçük Prens de bunlardan biridir. 

Melissa Mey kendi gibi Küçük Prens’in hikâyesinden etkilenerek Küçük Prens tattoosu yaptıranları “Küçük Prens Tenimde” projesi ile bir araya getirip içindeki çocuğu hiç yitirmemiş büyükleri tek tek fotoğrafladı, hikâyelerini dinledi.

Sevinç Erbulak, Hazal Kaya, Yunus Günçe gibi ünlü isimlerin de yer aldığı bu projede hikâyeleriyle Türkiye’nin pek çok yerinden birçok isim var.  

Arka kapak yazısı:

Herkesin bir hikâyesi vardır. Bazıları kâğıda yazar hikâyelerini, bazıları sadece içinde tutar ve yaşar. Ama bazıları vardır ki, bir küçük resimle bedenine kazıyarak her an yanında taşır hikâyesini. 

Küçük Prens Tenimde kitabını açtığınız andan itibaren onlarca fotoğraf görecek ve her bir fotoğrafta derin hikâyelere tanıklık edeceksiniz. Kim bilir belki birçoğu size kendi hikâyenizi anımsatacak. 

Kolay değildir hikâyesini tenine kazımak; her an taşımak ve görmek. Unutmamak veya hatırlamak. Bu nedenle tattoolu insanlar hep biraz daha tuhaftır ve belki de hikâyeleri bir o kadar derin. Çünkü artık kâğıtlar, defterler yetmemiştir, tenleri şahitleri olmuştur anbean. 

Hikâyesi tenlerinde olanlara ve Küçük Prens’i tanıyanlara...

* Bu bir çocuk kitabı değildir; içindeki çocuğu hiç yitirmemiş ama bedenleri büyümüş çocukların kitabıdır. 
Melissa Mey

**
Melissa Mey, Küçük Prens Tenimde, İnkılâp Kitabevi, İstanbul 2016
Kitabın Ebadı: 21x27
Sayfa Sayısı: 136
Fiyatı: 25 tl 
İrtibat: İnkılâp Kitabevi, Nadide Altuğ: 0212 496 11 46




Daha önce de bu kampanya kapsamında bir müzayedede Melissa Mey'in bir eseri Suna-İnan Kıraç Vakfı tarafından satın alınmış olup, elde edilen gelir "Baba Beni Okula Gönder" projesine bağışlanmıştır.


Başarılı ve sevgi dolu bu insanı canı gönülden destekliyor ve buradan da kendisine hayranlıklarımı sunuyorum. İyi ki varsın tilki :) Kitabıma imzamı bekliyorum ;)

Melissa Mey blog sitesi için tıkla… http://meyontheroadforphoto.blogspot.com.tr
Melissa Mey instagram hesabı… melissamey


Diyetisyen Serap Orak Tufan

17 Mayıs 2016


Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 

6 Mayıs 2016 Cuma

Düne ait postumda da belirttiğim gibi eşim sabah iş görüşmesine gittiği için sempozyuma erken gidemedim. Aslında 08.00'e doğru evden çıkacaktım ama otele varmam 11.30'u buldu. Şu an bu yazıyı yazarken sabah kahvaltımda ne yediğimi unuttum ama sanırım tost yemişimdir :)


Sempozyumda yayınlanan bazı değişik slaytları çektiğim için telefonumun hafızası doldu ve hatta bir süre kapandı. Açamadım. O nedenle her şeyin fotoğrafını çekemedim. Öğle yemeğimde yediklerimi çektim :) Aralarda sade kahveler de var tabi.

Tabağımdakilerin hepsini yedim

Baklava dilimi hariç diğerlerini yedim

Aralardaki ikramlarda biraz daha ananas yedim. Sonra bir kokteyl masasının etrafında durmuş birileriyle sohbet edip kahvemi içerken sempozyumun en yakışıklı profesörünün üstüne yanlışlıkla kahve döktüm!!!!

Dr. Farese, Jr., is currently a Professor of Genetics and Complex Diseases at the Harvard T.H. Chan School of Public Health, Professor of Cell Biology at Harvard Medical School, and an Associate Member of the Broad Institute of MIT and Harvard

Adam sabah sunum yaparken içimden dedim ki profesöre bak helal olsun hem fit hem sunum harika, başarı desen yazmakla bitmez... Meğerse aynı zamanda çok da mütevazi imiş. Ben o kahveyi bizim hocalardan birinin üstüne döksem beni yerin dibine sokardı. Ama Prof. Dr. Robert Farese baktı ben çok üzüldüm, mahcup oldum, bildiğim tüm İngilizce'yi unuttum, dondum, kaldım adam bana espriler bile yaptı. O kadar rezil oldum ki aklım biraz başıma gelince çantamdaki ıslak mendil paketi aklıma geldi. Koskoca Harvard profesörü yanımda ıslak mendille pantolonu sildi, mendil taşımamın bir mucize olduğunu söyledi. Ben de 3 yaşında bir kızım var o nedenle her zaman çantamda bulunur dedim. O zaman hem çocuklar hem de bilim adamları için çok kurtarıcısınız dedi :) ayyy başkası olsa bir surat yapardı ki sormayın, adam hala sempati abidesi! Ben hala bu satırları yazarken olayın rezilliğini yaşıyorum, arkam dönük koktely masasında dururken yanımdan geçiyormuş, omzumdaki çantamın sapını düzeltirken çok talihsiz bir hareketle eline çarpmış oldum ve sütlü kahve adamın üstüne döküldü. O sırada kim olduğunu fark etmemiştim. Tam bunun rezilliğini yaşarken bir de o adamın sabah hayran hayran izlediğim profesör olduğunu görünce tamamen yerin dibine girdim diyebilirim. Artık siz anlayın bendeki utancı :( Neyse işte bu da böyle bir anı oldu. Sanırım bu kadar üst düzey bilim adamlarının olduğu bir sempozyumda en büyük gafı ben yapmış oldum :( ayyy bu anıyı unutmak istiyorum...

Günün geri kalanında bu utançla yaşadım. Sunumlar çok ayrıntılı, çok biyokimyasal ve moleküler biyoloji düzeyindeydi. Benim için ise en önemli olan tüm bu sunumları çevirmen olmadan dinleyebilmek ve anlayabilmekti. İngilizce'yi anladığım kadar konuşabilsem ne güzel olurdu...

Bu fotonun konusu harika orkide tabi ki :)

Bu sene 2. sine katıldığım Sabri Ülker Vakfı toplantısı yine çok verimli ve güzel geçti. Çok özenilerek hazırlanmış olduğu sempozyumun her anında kendisini hissettirdi. Sevgili dönem arkadaşım Diyetisyen Ayşegül Uğural'a daveti için çok teşekkür ederim.


Günün geri kalanında ne yediğimi şu an hatırlamıyorum. Telefonumun hafızası dolduğu için çekememiştim. Otelin bahçesindeki yorgunluk pozum da burada :)

O güne ait son karem, Beşiktş'tan ayrılırken... Kalbim hep ordadır, İstanbul'a geldiğimde ilk oturduğum semt, yeri her zaman başkadır...

Diyetisyen Serap Orak Tufan

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 

5 Mayıs 2016 Perşembe

Bu sabah İnci'nin geç kalkacağı tutunca hazırlanma sürecimiz biraz sıkıştı. O nedenle kahvaltı yapmama zaman kalmadı. Sadece 1 bardak süt içtim. Ve ofise geçtim.


Ofise gidince eşimin yaptığı 1 fincan kahvemi içtim. Bugün yarım gün çalışıp öğleden sonra hazırlanacağım ve Sabri Ülker Vakfı'nın Bosphorus Four Seasons Hotel'de  düzenlediği toplantı ve gala yemeğine gideceğim. Eve çok geç geleceğim için günlüğün devamını ve orada yediklerimi saha sonra paylaşacağım. Yarın da tüm gün orada olacağım.


Kuaföre gidip eve geldim ve öğle yemeğimi yedim. Kalan son taze fasulyemle birlikte tavuk suyuna pirinç pilavımı da yedim. O kadar üşüdüm ki pilavıma bolca karabiber ektim (ısıtıcı ektkisinden faydalandım). Havanın bu kadar soğuması toplantı için giyeceğim kıyafet seçimimi etkiledi. Elbise giyip üşüyüp hasta olmaktansa günlük bir kıyafet giymeyi tercih edeceğim. Hava çoook soğuk :(

Hala biraz daha vaktim varken dünkü blogumu yazdım. Onu yazarken de 15 tane yeşil erik yedim.
Birazdan kahve içmeyi düşünüyorum. Sonra hazırlanırım…


Davete meslektaşım Feyhan Hanım ile birlikte katıldım. Ona da vakıftan davetiye gelmişti. Gala yemeği öncesi kokteylde 1 küçük kadeh beyaz şarap içtim ve 1-2 küçük kanepe atıştırdım. Katılımcılar ve ortam son derece elit olduğu için tahmin edersiniz ki yemek yerken fotoğraf çekmekte çok zorlandım ama neyse ki çok garip olmadı çünkü her masada benim gibi insanlar vardı. Sunumlar o kadar şıktı ki fotoğraf çekmemek imkansız. Bu arada canlı piyano konseri eşliğinde yemek yediğimizi de belirtmeliyim. Piyano sanatçısı Hollandalı bir Türk'tü. Sanırım yeni albümü çıkmış adı Karsu. Sesi ve yorumu çok güzeldi, piyano da öyle. Linkteki video o akşama ait değil ama yine de Karsu'yu dinlemenizi istedim.


Sizin için menünün de fotoğrafını çektim. Fotoğrafları da aynı sıra ile yayınlıyorum. Ortamın ışığı loş olduğu için flaşsız çektim çünkü flaşla çekmek hoş olmuyor. Sadece 1 tanesini denemek için çektim
 
 
 
 

Yemekte 2 kadeh daha beyaz şarap içtim. Tatlı hariç tabağımdakilerin hepsini yedim diyebilirim.

Eve dönerken Beşiktaş'tan Üsküdar'a motorla geçtim. Üsküdar'dan eşim aldı. Eve geldiğimde İnci çoktan uyumuştu. Çok güzel bir akşamdı. Müzik, yemekler, özgürlük :)

Bu arada çok hızlı bir değişiklik oldu hayatımızda. Yarın sabah erkenden sempozyuma katılmam gerekiyordu ama eşime yarın sabah için iş görüşmesi çıktı. Sabah İnci'yi okula götürüp sempozyuma öyle katılabileceğim.

Not : Blog geride kaldığı için müjdeyi şimdi vereyim. Eşimin sabahki iş görüşmesi iyi geçti. Öğleden sonra arayıp hemen Pazartesi başlayabilirsiniz dediler. 13 ay sonra eşim işe girdi yuppiii :) hem de Anadolu yakasında Göztepe'de Nida Kule'de bir şirket. Hıdırellez tuttu mu ne? :)


Diyetisyen Serap Orak Tufan

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 

4 Mayıs 2016 Çarşamba

İnsan sağlıklı beslenince sabahları güne daha hafiflemiş başlıyor. Bugün kendimi böyle hissettim. Hatta iştahım da pek yok. Kahvaltı insanı olmadığım için sabahları iştahsız oluyorum. Ben yemek sevenlerdenim.


Bu sabah büyük olmayan bir simit parçasının içine beyaz peynir , domates ve salatalık koyup yedim. 1 bardak da süt içtim. Sonradan eşim bana yumurta haşladığını söyleyince o yumurtanın da sadece sarısını yedim.


Ofise gidince 1 fincan espresso içtim. Yarın öğleden sonradan Cumartesi'ye kadar ofis kapalı olacağı için bugün randevularım çok yoğunlaştı. Yorucu bir güne kahve ile başlamak gibisi yok.


Öğle yemeği için çok az zamanım vardı. Hemen Değirmen'e inip 1 tabak yoğurtlu ıspanak ve yanında 1 oval kepekli ekmek yedim.

Öğleden sonra eşimle 1 fincan daha kahve içtim.


Akşam yemeğim hazır olduğu için kafam rahattı. Ama eşimin salata ve pilav yapmasını bekledim. O arada İnci'ye yemek yedirdim. Eşim benden daha güzel pilav yapıyor, ben az yağlı yaptığım için sanırım pek beceremiyorum.


Yemekte 1 tane haşlanmış tavuk baget, bolca taze fasulye ve biraz da pirinç pilavı yedim. Biraz da salata yedim. Hiç ekmek yemedim.



Akşamım İnci ile oynayarak geçtiği için birşey yemedim ama ona yedirirken 2-3 tane badem yemiş olabilirim :) 1 fincan da hazır kahve içtim.

İnci uyuduktan sonra blog yazarken biraz da yeşil erik yedim.



Bugün de çok sağlıklı beslendim. Ama yarın akşam diyetimi bozma ihtimalim yüksek çünkü Beşiktaş'taki Four Seasons Bosphorus'ta bir toplantı ve akşam yemeğine gideceğim.

Diyetisyen Serap Orak Tufan

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için 
http://instagram.com/diyetisyenserap 

3 Mayıs 2016 Salı

Çok geç yattığım için sabahları çok zor kalkıyorum. Aslında daha erken kalkabilsem uzun uzun rahatça bir kahvaltı yapabilirim ama nerde bende o yürek :)

Yine kaşarlı bir tost ve yanında haşlanmış 1 yumurtanın sarısını yedim (beyazını sevmiyorum). Yumurta yediğim için mi bilmiyorum bugün süt bana fazla geldi. Birkaç yudum alıp bıraktım. Domates, salatalık da yedim.

Ofise geçince 1 fincan espresso içtim.


Bugün de bir danışanım bana Kastamonu'dan gelen yeşil eriklerden getirmiş, nasıl tazeler anlatamam, üzerindeki yaprakları bile solmamış. Sizin için de yedim :)


Öğle yemeği için  eve gelmeye fırsatım oldu. Son dakikada randevularım değişince benim de planlarım değişebiliyor. Bu da bana iyi geldi. Böylelikle dışarda yemek zorunda kalmadım. Yemekte 2 tane haşlanmış tavuk baget ve tavuk suyuyla yapılmış pirinç pilavı yedim.



Sonra evde 1 fincan daha kahve içeyim dedim. Çok oyalanmadan yeniden ofise geçtim.


Akşam yemeği için herkesi mutlu edecek bir yemek yapalım dedik. Eve biraz geç geldiğim için en pratiğinden mantı pişirdim. Eşim de bir salata yaptı. 1 tabak bol yoğurtlu, az yağlı soslu bir mantı yedim. Yanında 1 kase salata ve 5 adet de zeytinyağlı yaprak sarması yedim. Kardeşim getirmiş bize de kısmet oldu.


Yemekten sonra 1 fincan daha kahve içtim. Bugünü 3 fincanla kapattım.

İnci yattıktan sonra da blog yazarken biraz yeşil erik yedim. Başka bir abur cubur tüketme eğilimim olmadı. Akşam yine tığ-örgü işlerime de dönmek istiyorum ama akşamım o kadar yoğun geçiyor ki zaman olmuyor. Bu akşam yarın için bezelye yemeği bile pişirdim. Çünkü çok pratik, dondurulmuş bezelye alıyorum.

Gayet sağlıklı beslendim :)

Diyetisyen Serap Orak Tufan

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için 
http://instagram.com/diyetisyenserap 

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Son postumdan bugüne araya İnci'nin 2-3 gün düşmeyen ateşli boğaz enfeksiyonu, sonra da eşimin ve benim gribal hastalıklarımız girdi. Haliyle blog yazmaya zamanım, halim ve imkanım olmadı. Beslenmemi çok esnetmedim ama kilo verdiğimi de düşünmüyorum. Bu haftasonu da birazcık kaçırmış olabilirim :)

Yine Pazartesi'yi sağlıklı beslenme motivasyonu ile açtım. Gördüğünüz gibi asla pes etmek yok. Kendimize iyi bakmak zorundayız.


Güne kaşarlı tam buğday ekmeği tostum, salatalık ve günlük sütümle başladım. Geçen hafta devamlı lor peynirli omlet yemekten çabuk bıktım. Hatta arada sütlü müslili kahvaltı yaptığım da oldu.

Ofise gelince hemen 1 kupa kapsül kahvemi de içtim. Artık hala hasta olduğum için mi yoksa biraz da alerjik bünyemden mi bilmiyorum güne yine hasta gibi başladım. Bu haftam biraz yoğun geçecek çünkü Perşembe-Cuma önemli bir toplantıya katılacağım için ofis dışında olacağım. Bu nedenle randevularım sıkıştı. Öğle yemeğim saat 16.00'ya sarktı ama o saate kadar arada 1 avuç leblebi yedim.


Öğle yemeğimi çok geç yiyebildim ama güzel bir yerde yedim :) Eşimle yeğenim Berra'yı almaya Üsküdar'a gittik. Gitmişken Kız Kulesi manzaralı bir öğle yemeği yedik. Filizler Köftecisi'nde 4 tane köfte yedim, tabağımdaki pilavı yedim (püreyi yemedim), acı biber turşusu ile 2 lokma ekmek yedim. Kalan 2 köfteyi Berra'ya minik bir okul çıkışı arabada yeme sandviçi yaptım :) Bir de şekersiz çay içtim.


Haa şu minik kurabiyeyi de yedim :)

Akşam yemeği için çocuklara tavuk pişirdim, suyuyla pilav yaptık(eşim yaptı, onun pilavı daha güzel oluyor) ama kendim dün pişirdiğim zeytinyağlı taze fasulyeden yedim. Bu fasulyeyi sevgili blog dostum Büşra'nın bana taa Mersin'den gönderdiği fasulyelerden pişirdim. Sağolsun beni de düşünüp limon, yeşil erik, taze fasulye ve bolca da sevgi göndermiş. Kalbine sağlık!

Yemekte taze fasulye, tavuk suyuna pirinç pilavı ve eşimin yaptığı salatadan yedim. Hiç ekmek yemedim.






Yemekten sonra 1 Türk Kahvesi içtim.

İlerleyen saatlerde 6 tane yeni dünya(Malta eriği) ve bu yeşil erikleri yedim. 



Yatmadan önce de çok acıktığım için minik bir sosluk içinde leblebi yedim. Bu leblebileri de bir danışanım Çorum'dan getirmiş. Ona da çok teşekkür ediyorum, sağolsun beni de düşünmüş :) Leblebi çok tok tutan, sağlıklı bir atıştırmalıktır ve 1 küçük çay bardağı kadarı 1 dilim ekmek yerine geçer. Bilgilerinize ;)



Bugün oldukça sağlıklı beslendim. Biraz az su içmiş olabilirim, çünkü hava soğuk olunca canım pek istemedi galiba…

Diyetisyen Serap Orak Tufan

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için 
http://instagram.com/diyetisyenserap 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...