Corona Günlükleri 5

Soğuk ve kapalı bir Çarşamba gününden herkese merhaba,

Ben zaten kapalı, bulutlu, yağmurlu ve puslu havaları severdim, daha da sever oldum. Çünkü hava böyle olunca insanlar daha çok evde kalma eğilimi gösteriyor. Neydi o öyle hafta sonu hava güneşli olunca insanlar sahillere, parklara akın etti. Çalışmıyorsunuz, evdesiniz, boş vaktiniz çok diye kimsenin gezmeye ve virüsü yaymaya hakkı yok. Diğer şehirleri bilemem ama İstanbul çok fazla insanın yaşadığı bir yer ve sosyal izolasyon kırıldıkça enfekte olan insan sayısı çok artacaktır. Tabi ki bunu çalışmak için evden çıkmak zorunda kalanlar için söylemiyorum. Ailece Migros'a alışveriş yapmaya gelmiş insanlar. Şaştım kaldım! Lütfen yapmayın, Avrupa'daki kayıpları ciddiye alın ve alışveriş için sadece 1 kişiyi görevlendirin. 


Neyse yine uzatmayayım. Çarşamba günü sadece 1 tane yüz yüze seansım vardı. O gelmeden önce bu sabah ki kahvaltım olarak 1 bardak süt içtim ve 1 dilim kakaolu kek yedim. İnci bu sabah evde olmadığı için pratik bir kahvaltı yaptım. O varken daha çok özeniyorum. Ben özeniyorum da, o da keşke iştahlı bir çocuk olsa yese. 1 tane yumurta 1 saatte bitiyor :(


Seansım başlamadan kahvemi de içtim. Sanırım bu hafta son yüz yüze seanları yapıyoruz. Çünkü evden çıkmak artık çok daha riskli. Online diyet sezonunu açmayı düşünüyorum.


Sürekli yemek yapmamak için bir şey pişirdiğimde eskisine göre porsiyonunu biraz daha fazla yapıyorum. Dün yaptığım kısırı öğle yemeği olarak bugün de yedim. Bu süreçte tok tutan yiyecekleri tercih etmekte fayda var. Bulgur da onlardan biri. 


Öğleden sonra 1 çay bardağı süt içeren bir kahve daha yaptım kendime. Yanında 1 tane de zencefilli kurabiye yedim. Bu kurabiye paketini bitireyim diye kilo almam umarım :) bakın evde çokokrem de var ama yemiyorum. İnci için almıştım, ama o da bana çekmiş çikolata ile arası pek yok. İstemiyor bile.


Akşam yemeği olarak son kalan kıymalı tel şehriye çorbamı içtim veya kabak yemeğimi bitirdim. Yoğurt kutusunun dibinde 1 kaşık kalmıştı onu da bitirdim. Yanında ekmek yemedim çünkü sonra 1 kutu bira içmeyi düşünüyorum. Canım istedi, biraz keyif yapmayı düşünüyorum.


Bu gecenin keyfi olarak 1 kase ay çekirdeği yedim ve 1 kutu bira içtim. Yanında bir de romantik komedi film izledim, çok iyi geldi. İzlemek isteyenler için tavsiye edebilirim, Music and Lyrics orijinal adı Türkçesi Söz ve Müzik olarak bulabilirsiniz. Bu filmin müziğini çek seviyorum :) Bence bu aralar yormayan, ilham veren, güldüren, umut veren filmleri izlemekte fayda var.

Ben bu satırları Perşembe akşamı yazıyorum, çünkü bir önceki günü tamamladıktan sonra yazmak daha kolay oluyor. Bu akşam açıklanan Corona virüsü vaka sayısı ülkemiz için toplam 3629'a ve ölü vaka sayısı da 75'e ulaştı. Çok üzülüyorum ve endişe ediyorum. Her akşam açıklanan bu sayıların insan olduğunu hiç aklımızdan çıkarmayalım. Üstelik her an bizim de başımıza gelebilir. Bunlar bir skor değil, şu an vefat eden 75 kişinin yakınları yas ve kendilerine bulaşmış olması riski sebebiyle korku içinde yaşıyor. Gerçekten çok kötü bir tablo. Bu insanların kayıpları olduğunu aklımızdan çıkarmayalım, paylaşımlarımızda gerekli hassasiyeti korumayı unutmayalım...

Ruh ve beden sağlığınız iyi olsun, kendinize iyi bakın...

Diyetisyen Serap Orak

25 Mart Çarşamba 2020

Corona Günlükleri 4

Merhaba sevgili blog dostlarım,

Farkındaysanız azimle yazmaya devam ediyorum :) Kimin sayesine? Sizin tabi kiiiii! Çok teşekkür ederim, hem yorumlarınız hem de takibiniz için.

Tabi ki bu kadar istikrarla yazabilmemin bir nedeni de boş vaktimin çok olması. Aslında boş vaktimin çok olması demeyelim, çünkü evde çocuk varken boş vakit diye bir kavram olmuyor. Her an bir işle ilgilenmeniz gerekebiliyor. Ama zamanımın çoğunu alan diğer işlerim azaldığı için bloga rahat zaman ayırmaya başlayabildim. Ben zamanım fazla diyeyim siz kendi aranızda işsizlik diyebilirsiniz :) neyse ki sosyal medyadan anladığım kadarıyla bu Corona salgını bitince danışanlar kapımda kuyruk olacak gibi görünüyor ;) Şaka bir yana bazı insanlar mecbur oldukları için işe gitmek zorundalar, bu tabi ki hastalığa yakalanma açısından riskli bir durum. Onlar da evde olmak isterler. Ama bir diğer açıdan bakarsak, sosyal izolasyon açısından evde kalmak ve iş yeri kapandığı için evde oturmak zorunda kalanlar geçinebilmek için para kazanamıyorlar ve sonraki aylar ev kirasını, faturalarını ve ihtiyaçlarını nasıl karşılayabileceklerini düşünüyorlar. Felaket tellallığı yapmak istemem ama çok büyük bir ekonomik sıkıntı bizi bekliyor. Üzgünüm :(

Size Corona virüsüne karşı direncimi yüksek tutmak için yaptığım bazı önlemlerden bahsedeyim. Ellerimi sık sık yıkıyorum, zaman zaman kolonya kullanıyorum. Kapıdan içeri her yeni birinin girdiği gün bütün evi ve ofisi çamaşır suyuyla siliyorum, vücut analiz cihazını, kapı kolları ve elektrik düğmelerini yine çamaşır suyuyla siliyorum. Sık sık pencereleri açıp havalandırma yapıyorum. Gelen herkese galoş giydiriyorum ve ilk iş kolonya tutuyorum. Uzak mesafeden konuşuyorum, seansları cam açık yapıyorum (gerçi artık kimse gelmiyor ama son 2 haftadır bu şekilde çalışıyordum). Sık sık çamaşır yıkıyorum. Her gün farklı kıyafet giyiyorum. Tırnaklarımı kısa kesiyorum. Oje sürmüyorum. Tuzlu su ile gargara yapıyorum ve enjektör ile burnuma tuzlu su sıkıyorum. Dişlerimi düzenli olarak fırçalıyorum. Her gün sıcak içecek tüketiyorum. Bütün kış boyunca Redoxon efervesan tablet içtim. Devam ediyorum. Aklıma geldikçe D vitamini içiyorum. Yine aklıma geldikçe Umca içiyorum. Bu tarz şeyleri düzenli yapamıyorum maalesef çünkü unutkan biriyim.

Sürekli Haber Global izliyorum, diğer kanalları hiç açmıyorum diyebilirim. Son 2 haftadır hiç film izlemedim (emin değilim 1 tane izlemiş olabilirim ama unuttum) ve hiç kitap okumadım. Daha o konuya gelemedik. Çocuk, yemek, ev işi, sosyal medya yönetimi, arkadaşlarla WhatsApp yazışmaları derken zaman çabuk geçiyor. İmkanı olan okusun. Bu ara pek içimden gelmiyor. Sık sık sevdiğim müzikleri dinliyorum. Youtube videoları izliyorum. Bir de blog yazıyorum :) bana bu da iyi geliyor. Herkes kendine iyi gelen şeyleri yapsın. Bana bunlar iyi geliyor. İnci bazen babasında kalıyor, bazen evde kalıyor. Evlerimiz yakın olduğu için bu konuda sıkıntı yaşamıyoruz. Babası da evden çalıştığı için riskimiz azaldı çok şükür.

Şimdi gelelim beslenme günlüğüme...


Bu sabah 1 adet yumurta, 1 dilim beyaz peynir, 1 adet yuvarlak beyaz ekmek, domates ve salatalık yedim. Bilinçli olarak bu sabah zeytin yemedim. Çünkü dün yemiştim. Beslenmenizde her gün ufak kısıtlamalar yaparsanız, fazladan kaçabilecek başka lokmaları telafi etmiş olursunuz. Haa, bu arada aç karnına tartıldım. Açıkcası ayakkabımı ve çorabımı çıkarmaya üşendiğim için analiz yapmadım :) Kilom 53,3 çıktı. 

Kahvaltı sonrası tabi ki kahvemi içtim. 1 adet kapsül kahvemi daha bitirmiş oldum. Sade ve şekersiz tercih ettim. Yıllardır açmayan bir orkidem de açıp bana sürpriz yaptı :)




Öğle yemeğimi biraz geç yedim. Hafta sonu Migros'tan yeşillik almıştım, çünkü aklımda kısır yapmak vardı. Bir süredir hiç kısır yapmamıştım. Üşenmedim, yeşillikler solmadan kısır yaptım. Tabi ki büyük bir tabak dolusu yedim. Neyse ki salata malzemesini bol kullanıyorum. 2 tane de kornişon turşusu yedim. Kısırda zerdeçal kullandığım için turuncu rengi baskın oldu sanki. Kısır aşkımı bilmeyen var mı? :)) Ayrıca zaman zaman yaptığım paylaşımlarda bu tabağı nerden aldığım soruluyor. Üzerimde adım yazılı olarak hazırlanmış bu nazik hediyeyi Kütahya Porselen göndermişti. Tekrar teşekkür ediyorum.

Öğleden sonra dubleden de fazla Türk kahvemi içtim. Benim içim günün en güzel anları kızımla beraber sohbet ederken kahvemi yudumlamak. Üstelik kahvemi de o yaptı ;)


Bu arada tüm fotoğrafları mutfak masamda çekiyorum çünkü buranın ışığı çok güzel.

Akşam yemeğimi saat 21.00 civarında yedim. Çünkü kısır beni uzun süre tok tuttu. Bu saatten sonra da sadece 1 kase kıymalı tel şehriye çorbası içtim. Evet çorba yoğun kıvamlı ve kase büyük bir kase ama yanında ekmek yemedim.


Bütün akşam blog yazdığım için başka bir besin tüketimim olmadı ama 1 fincan adaçayı içtim. Gün içinde de ağzıma birkaç tane fındık ve fıstık atmıştım. Onu da buraya ekleyeyim. Başka birşey yemedim. Haa belki 1 tane de kuru kayısı yemişimdir.

grafik dizayn Butikorobo/Rahime Orak tarafından yapılmıştır

Bu arada Cumartesi markete gittiğimden beri hiç evden çıkmadım. Siz de mecbur olmadıkça lütfen evden çıkmayın. Sosyal mesafenizi koruyun, sevdiklerinizi özleyin. Bol bol telefonda konuşun, yazışın, haberleşin. Bu da çok iyi gelebilir... Lütfen evde kalın. Hadi sizin için çok sevdiğim bir şarkıyı buraya ekleyeyim de biraz keyfimiz yerine gelsin. Bir tık lütfen ;)

Ruh ve beden sağlığınız iyi olsun, kendinize iyi bakın...

Diyetisyen Serap Orak

24 Mart Salı 2020

İnstagram için 
https://www.instagram.com/diyetisyenseraporak/
Twitter için  

Corona Günlükleri 3

Keyifsiz ama umut dolu yeni bir günden herkese merhaba,
Öncelikle yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Kendi kendime konuşuyormuşum hissimden kurtarıyor ve yazmak için motivasyon sağlıyor :)

Evet çok da keyfimiz yok ama yapacak başka birşeyimiz de yok. Hayata tutunmamız lazım. İşimiz ve gelirimiz azaldı, Corona salgını endişelerimiz arttı, sevdiklerimizi göremiyor, ziyaret edemiyoruz. Gün içinde yaptığımız her sıradan şey aslında hayatımızda ne kadar önemli bir parçaymış gibimize geliyor. Sürekli ellerimizi yıkıyoruz, kolonya sürüyoruz. Ben ki kişisel hijyen ve temizlik konusunda biraz takıntılı biriyimdir ona rağmen kendimin eskiden ne kadar kirli ellerle yaşadığımı falan düşünmeye başladım. Öyle devamlı el yıkamazdım. Yıllardır kolonya almışlığım da yoktu. Şimdi ofisin nerelerine antiseptik sıvı kutusu taksam diye düşünüyorum. Eskiden marketten aldığım ambalajlı şeyleri ıslak bezle silip buzdolabına koyardım. Yıllar önce bu ve benzeri temizlik alışkanlıklarımın psikopatlık olarak yorumlanması sebebiyle artık bu silme olayını komple bırakmıştım. Mesela yere konmuş bir alışveriş torbasının tezgahın üstüne konması beni sinir eder. Mutfak tezgahının silindiği bezle yerin silinmesi beni çıldırtır. Bütün bu alışkanlıklar aslında takıntılı olmamdan değil üniversite yıllarında aldığım mikrobiyoloji dersinden öğrendiklerimden kaynaklanıyordu. Öğrendiğim bir bilgiyi pratik hayata geçirmeyi severim. Gel gör ki şimdi herkes aldığı herşeyi sabunla yıkamaya başladı. Bundan sonra daha sıkı temizlik tedbirleriyle yaşayacağımıza inanıyorum. Ben temizlik anlayışımı seviyorum, kim ne derse desin. Mesela vücut analiz cihazımın üstünü de her danışanımdan önce mutlaka silerim. Hatta bu Corona salgınından sağ çıkmayı başarabilirsek çantamda çatal bıçak kaşık taşımayı düşünüyorum. Herkesin ağzına giren bir eşyayı böyle bir salgından sonra kullanmak istemiyorum. Şu an ki fikrim bu, ne kadar uzun yaparım bilemiyorum.

Neyse yine uzattım. Gelelim haftanın ilk günü olan Pazartesi beslenme günlüğüme. Bugün aynı zamanda uzaktan eğitimin ilk günüydü. O kadar da zor değilmiş. Televizyonun karşısına geçiyoruz, çok da özenle hazırlanmamış olan programları izliyoruz. En azından okul havasına girdik, tekrarlarını ve diğer sınıf derslerini izleyince de vakit güzel geçiyor. Çok merak ediyorum neye göre seçilmiş bu öğretmenler? Üstün iletişim becerilerine göre mi, yoksa bilgilerine göre mi? Bazıları insanı ders havasına sokuyor ama bazıları ıııhhh olmamış :( yine de buna da şükür... Video çekimleri yapan biri olarak ne kadar zor birşey olduğunu biliyorum. Ama bu konuya yatkın insanlarla çalışabilirlerdi, sonuçta bu keyfi bir çekim değil, profesyonel bir iş. Milyonlarca öğrenci var ekran başında.

İlk dersler bitince kahvaltımı yaptım. Eski blog okurlarımın çok iyi bildiği, en sevdiğim kahvaltıyı yaptım. Kaşarlı tost, domates ve 4 adet zeytin yedim. Zeytin neden 1 tane eksik diye bir soru geldi sosyal medyadan. Ona da buradan yanıt vereyim. Kaşığa 4 tane gelmiş namussuz, 5.'yi ikna edemedik :)

Kahvaltıdan sonra da tabi ki bir Türk kahvesi içtim. Kahve ile olan aşkımı da eski dostlar bilir, yenilere de bahsetmeden geçmeyelim :) Vücuduma kahve dövmesi yaptıracak kadar bir aşk aramızdaki... İçmediğim tek dönem hamilelik dönemimdir. Dayanamam sanıyordum ama öyle olmuyormuş, söz konusu bebek olunca kahve falan hikaye yani ;) 


Öğle yemeği olarak 8 kaşık dolusu kadar zeytinyağlı kabak yemeği ve kıymalı makarna yedim. Makarna yediğim için ekmek yemedim. 3 kaşık da yoğurt yedim.


Öğleden sonra 1 adet Tchibo kapsül kahvemle yaptığım sütlü kahvemi içtim. 1 çay bardağı kadar süt koymuşumdur. Son 3 kapsülüm kaldı, neyse ki artık Migros'ta yeniden satılıyor. Kahvemle beraber 2 tane kuru kayısı ve bir tutam kuru dut yedim. Çünkü bu aralar canım pek taze meyve istemiyor. Zaten meyve ile aram pek yoktur. Çünkü tatlı yiyeceklerle aram yok. Olunca yerim ama olmazsa pek de meyve aramam. Yine de beslenmemde gerektiği kadar yer vermeye çalışıyorum. Mesela hafta sonu greyfurt ve elma aldım. Bakalım üşenmeyip ne zaman yiyeceğim?


Akşam yemeği olarak Makarna Lütfen'den aldığım tam tahıllı ve sebzeli tel şehriye çorbasını pişirdim. Yanında ekmek yemeyeceğim için çorbayı biraz yoğun taneli yaptım. İçine de önceden kavurup dondurucuda sakladığım kavrulmuş kıymadan koydum. Büyük bir kase dolusu yedim. 1 kase de kırmızı lahana salatası yedim. Bu salataya sadece limon, sirke, zeytinyağı ve tuz koydum. Bu aralar favori salatam bu çünkü antioksidan yönünden çok zengin. Direncimi arttırmak için yiyorum. Çorbaya da sarımsak ve zerdeçal koydum. Unutmayın zerdeçal koyduğunuz her besine karabiber de koymalısınız çünkü etken maddesi ancak karabiberdeki etken madde sayesinde emilebiliyor.

Ben bu satırları size Salı akşamı yazıyorum. Şu an için açıklanan toplam vaka sayısı 1872 ve 44 vaka da ölümle sonuçlandı maalesef :(

Akşam blog yazarken 1 kupa adaçayı içtim. Herşeyin fotoğrafını çekmek çok kolay olmuyor, bu da çok zaman lana bir iş. Özellikle 7x24 bir çocukla beraberseniz unuttuğunuz veya yapmaya üşendiğiniz çok şey olabiliyor. Huyum kurusun, özensiz iş yapmayı da pek sevmem. Her fotoğraf için bazen dakikalarca uğraşıyorum. 

Yatmadan önce karnım çok acıkmıştı ama sadece 1 bardak su içip yattım. Sen de bazı geceler aç yatmayı göze alırsan sabahları karın şişliğin inmiş olarak uyanmak hoşuna gidecektir ;)

Ruh ve beden sağlığınız iyi olsun, kendinize iyi bakın...

Diyetisyen Serap Orak

23 Mart Pazartesi 2020

Corona Günlükleri 2

Merhaba sevgili blog dostlarım,

Bugün yuvaya dönen herkese hoşgeldiniz demek istiyorum :) İyi ki varsınız. Corona salgını tüm dünyayı kasıp kavururken, tatsız, moralsiz, işsiz ve gergin günlerde birbirimize buradan destek olabiliriz. Siz okudukça ben yazacağım, ben yazmazsam mutlaka dürtükleyin :) Evimizde kaldığımız bugünlerde birbirimize çok ihtiyacımız var. Bu süreçte sağlıklı beslenmek ve birisi tarafından takip ediliyor hissi yaşayıp da iştahınızı kontrol etmek istiyorsanız ben buradayım. Bugünden itibaren beslenme günlüğümü de tutacağım. Yiyip içtiğim her şeyi paylaşacağım. Lütfen eleştiri yaparken önce iğneyi kendinize batırın. Diyetisyen de olsam ben de evde sıkılıyor, endişeli, depresif, yalnız ve çaresiz bir takım duygular arasında gidip geliyor olabilirim.

Şimdi neden birden blog yazmaya başladım anlatayım. Sıkıldığımdan değil, evde sıkılmam ben. Danışanlarımdan ve arkadaş çevremden gördüm ki insanlar evde yeme içme alışkanlıklarını esnetmeye başladılar. Instagram paylaşamınlarında kekler, börekler, kurabiyeler uçuşmaya başladı. Bunun sonu diyetisyenin ofisinde randevu almayla sonuçlanır baştan söyleyim. Pek çok kişinin blog sayesinde daha sağlıklı beslenme eğilimi gösterdiğini biliyorum. Bunu daha önce deneyim ettik. O nedenle elinizden tutmaya geldim. Amacım kimseye diyet yaptırmak değil, ben evde neler yiyerek yaşıyorum bunu anlatmak ve bazı fikirlerimi paylaşmak. Biraz ilham kaynağı olabilirsem ne mutlu bana :)

Dün gece çok geç yattığım için (03.30'a kadar Vis a Vis dizisini izledim) Pazar sabahı 10.30'da uyanınca tekrar uyumak istedim. İnci evde yoktu o nedenle erken kalkmamın gereği de yoktu. Gözümü bir açtım saat 13.00'ü geçmiş. Bugün az yemeye kararlıyım çünkü dün gece baya bir sucuk ekmek kaçamağı yaptım. Normalde sarımsak kokmamak için sucuk falan yemiyorum ama tatil günü olunca yaptım bir hovardalık ;) pişman da değilim. Ama bedelini bugün ödemeye kararlıyım.

Geç bir saatte kalınca sadece duble bir kahve ve 1 adet kurabiye ile güne başladım. aslında öğleden sonraya başladım :) Bu kurabiyeleri çok sevdiğimi eski takipçilerim bilir. Zencefilli yılbaşı kurabiyesi olarak yurt dışında satılıyor, bize de o dönemde geliyor. Bana da babam getirmişti. Paketi yeni açtım. Tek tek yerim bunu artık...

İlerleyen saatlerde 1 fincan adaçayı içtim.

Akşam yemeği olarak da zeytinyağlı kabak yemeği, kırmızı lahana salatası, 3 kaşık yoğurt ve 2 dilim tam buğday ekmeği yedim. Eğer öğünde başka bir karbonhidrat kaynağı yoksa asla ekmeksiz yemek yiyemem. Ama eğer bulgur, makarna veya pirinç varsa ekmek tüketmiyorum. Konusu açılmışken 41 yaşına yeni girmiş, 8 yıldır hipotroidi hastası ve 18 yıllık bir diyetisyen olarak glutenle hiçbir derdim yok. Dibine kadar glutenli besleniyorum ama tabi bazıları gibi kafamı karbonhidrata gömmüyorum. Porsiyonu fazla olmadığı sürece glutenli beslenmenin kimseye bir zararı olmaz. Çölyak teşhisiniz varsa o ayrı tabi. Bir takım alerji tedavilerinde de glutene dikkat etmek gerekiyor ama onun dışında bu gluten meselesinden öcü gibi korkmanıza gerek yok. Yine de siz bilirsiniz isterseniz yiyin ama lütfen benim yediğime karışmayın. Çünkü göreceksiniz ki benim glutensiz günüm geçmez.

Bu arada henüz tartılmadım ama geçen hafta 53,5 kg civarındaydım. Yağ oranım da %20 idi. Dünkü sucuktan sonra belki birazcık yağlanmışımdır ama yaşım gereği biraz yağlı olmanın sakıncasını görmüyorum. Bu süreçte kilo almamaya çalışacağım. Hatta sağlıklı beslenmeyi vurgulamayı tercih ederim. Zaten sağlıklı beslendiğim ve porsiyon kontrolü yapabildiğim için bu yaşta bu kiloyu koruyabiliyorum. Siz de başarabilirsiniz.


Yemeğimi güzel bir müzik eşliğinde yedikten sonra eve gelen İnci'yi yıkadım, pakladım. Akşam kız kardeşim kapıdan bir uğradı. Gelirken kek getirmiş sağolsun. Çünkü ben evde asla kek, kurabiye benzeri yiyecekleri pişirmiyorum. Pişirmeyince, evde olmayınca yemiyorsunuz da. Olsa bile kontrolleri yemeyi öğrenmediğiniz sürece her zaman kilo alma riski altındasınız.

1 dilim kakaolu kek ve 1 fincan earl grey çay içtim. Çay sevmediğim için illa ki kokulu, aromalı olmasını tercih ediyorum.

Bu arada fotoğrafını çekmedim ama daha sonra 8-10 adet badem-fındık karışımı attım ağzıma. Gece yatmadan önce de 1 bardak süt içtim. Sütü de normal içiyorum, bana dokunmuyor o nedenle laktozsuz tercih etmiyorum.

Ben bu satırları yazarken maalesef Corona virüsü teşhisi alan vaka sayısı açıklandı. Toplam vaka sayısı 1529, ölüm sayısı 37 oldu. Umarım rakamlar çılgınca yükselmez. Lütfen evde kalın, ne kadar az insanla temas ederseniz o kadar iyi olur.

Ruh ve beden sağlığınız iyi olsun, kendinize iyi bakın...

Diyetisyen Serap Orak

22 Mart Pazar 2020

Sosyal medyada takip etmek için:


İnstagram için 
https://www.instagram.com/diyetisyenseraporak/
Twitter için  

Corona Günlükleri 1 (İçsel yolculuk)

Merhaba sevgili blog dostlarım,

Kaç kişi yuvaya dönecek bakalım? Blog yazmayı ihmal ettiğim bunca zamandır İnstagram üzerinden o kadar çok "artık blog yazsanıza" diye mesaj geldi ki, hep bir köşeye attığım yazma hissime yeniden kavuştum. Özellikle şimdi, tam yazma zamanı çünkü ilerde benim blogum da dahil olmak üzere yazılı bilgi bırakan tüm kaynaklar bu günleri hatırlamamız açısından bize yardımcı olacaktır.

Dünya olarak çok zor zamanlar geçiriyoruz. Corona virüsü sebebiyle bizim ülkemiz de dahil olmak üzere vaka sayısında hızlı artışlara ve ölümlere sahibiz. Bugün an itibariyle Türkiye'de 1236 hasta var ve 30 ölüm gerçekleşti. Kişisel fikrim, yeterince test yapılamıyor yapılsa hasta sayısı artacaktır. Ama önemli olan kayıpların azalması, nasılsa hepimiz bu virüse yakalanıp hastalığı geçireceğiz. Bugün veya 8 ay sonra. Ama bu kadar hızlı yayılıp da hasta sayısının aşırı yükselmesi hastane kapasiteleri ve çalışan sağlık personeli açısından sorun yaratıyor. Virüs yavaş yayılsa hiç bu kadar büyük bir mesele olmazdı. Ölümle sonuçlanması tabi ki kaçınılmaz olurdu ama belki yayılma hızı az olsaydı hastalar hastanelerde daha iyi imkanlar altında tedavi edilebilirdi. Yaşlı nüfusun ve bağışıklık sistemi düşük olan kronik hastalık sahiplerinin çok dikkat etmesi gerekiyor. Bunun için evde kalıp, sosyal mesafe yaratıp yayılım hızını azaltmamız gerekiyor. Ama kime söylüyoruz? Yine kişisel fikrim, bence bir an önce sokağa çıkma yasağı getirilmeli. Toplumun bir kesimine kesinlikle laf anlatamıyoruz. Umre'den geldiyseniz, yurt dışından geldiyseniz lütfen insan içine karışmayın. Düğünlere, arkadaş toplantılarına , taziye ziyaretlerine, kutlamalara, asker uğurlamalarına ara verin. Evet bazı kimseler için hayat devam ediyor çünkü çalışma mecburiyeti olanlar var ama lütfen keyfi olarak gezmelere gitmeyin, 2-3 hafta denizi, sahili görmeyin. Spor yapmayın, koşuya vs çıkmayın, kimse 3 hafta hareketsiz kalsa bişey olmaz. Bir anda herkes egzersiz meraklısı oldu çıktı başımıza!

Size bu süreçte kendim neler yapıyorum biraz bahsedeyim. Sürekli evdeyim, çünkü evimi ve ofisimi birleştirdim. Bu benim açımdan çok büyük bir kolaylık ve ekonomik anlamda mantıklı bir tercih oldu. Hayatım çok kolaylaştı ve küçüldü. Artık daha minimalist yaşıyorum. İhtiyacım olmayan bir sürü eşyayı hayatımdan çıkardım. Gerçekten ihtiyaç duyduğum kadarıyla yaşamaya başladım. Corona virüsü açısından oldukça hijyenik koşullarda yaşıyorum sayılır, çünkü hiç evden çıkmıyorum. Çok az insanla temasım var. Kimseyle tokalaşmıyorum. Sürekli ellerimi yıkıyorum. Danışanlarım gelip gittikçe çamaşır suyuyla her yeri silip, kapı kollarından elektrik düğmelerine kadar steril hale getiriyorum. Bu nedenle alerjim bile hortladı. Seansları yüz yüze yaparken sürekli cam açık çalışıyorum ve 2 metre mesafeli görüşmeye gayret ediyorum. Bazı seanlarımızı online hale çevirdik. Ofise gelebilenleri reddetmiyorum çünkü zaten az kişi gelebiliyor. Gelenlere ilk iş kolonya ikram ediyorum :) Markete gitsem daha çok insanla temasım olur. Bu sebeple internetten düzenli olarak, ihtiyacım olan kadarını sipariş veriyorum. Bu konuda Getir uygulamasını kullanıyorum. Suyumu bile oradan sipariş veriyorum. Bazı temel besinleri stoklamadım ama yedekledim diyelim. Normalde bittikçe almayı seven biriyim ama artık yedekli satın alıyorum. Bununla ilgili ayrıca bir liste yapıp sizinle paylaşacağım. Özellikle sokağa çıkma yasağı gelirse diye evde bulundurmamız gereken besinleri paylaşacağım.

Tabi ki bu durum sosyal ve psikolojik açıdan bazı olumlu ve olumsuz şartlar ortaya çıkarabiliyor. Mesela ben 1 hafta evden çıkmasa da asla sıkılmayan bir insanım o nedenle beni asla etkilemedi. Ama evde çok sıkılanlar var. Naçizane tavsiyem ev işi yapmaya başlasınlar. Hem hareket olur. Bütün dolap içlerini döküp, temizlik yapın ve gereksiz eşyalarınızdan kurtulun mesela. Banyonun fayanslarını silin. Evinizdeki kırık, dökük, eski, onarılmaya ihtiyacı olan yerlere odaklanın, çözüm üretmeye çalışın. Ütü yapın, cam silin, temizlik yapın. Hepsini 1 günde yapmaya çalışın bakalım. Normalde bu işleri yapan yardımcınız varsa onu anlamış olursunuz hem. Kim bilir 1 günde ne kadar çok iş beklediğinizi ve buna aslında hakkınız olmadığını anlamış olursunuz. Öğlen iş yerinizde çıkan yemekleri beğenmediğinizi hatırlayın mesela, hazır bir öğün yemek yemenin aslında ne büyük bir lüks olduğunun farkına varabilirsiniz belki. Okumak istediğiniz kitaplara başlayın, filmleri, dizileri izleyin. Mutfağa daha çok zaman ayırın, hazır yemek yerine, yemek pişirmeyi pratikleştirin.

Sevdiklerinizi özleyin, özlemediklerinizi bir düşünün mesela. Demek ki hayatınızda bazılarına gerek yokmuş. Kimleri kaybetmekten veya bir daha görememekten endişelendiğinizi bir düşünün. Bu anlamda da artık görüşmek istemediğiniz kişiler varsa sosyal mesafe koymaya başlayın. Sanki biraz öğüt veriyormuş gibi oldum ama aslında öyle değil. Birebir yaşadığım duyguları paylaşıyorum sizinle. Çok güzel bir içsel yolculuk yapıyorum. Bu yolculukta yol arkadaşlarım kimlermiş onları anlıyorum. Bana yapılan kötülük veya haksızlıkların altını iyice çiziyorum bu günlerde, onlara bir daha şans vermemem gerektiğini netleştiriyorum. Hayat çok güzel ve anlamlıymış (ki ben her zaman daha farkındalığı yüksek biriydim) bu nedenle hak etmeyene harcanan her an hayatı çöplüğe çeviriyormuş. Ben şimdi bahçe düzenleme çalışmalarıma başladım, o bahçeye herkes kolay giremez artık.

Aynı şey blog yazmak için bile geçerli. Bunu yazarken ne kadar çok zaman harcıyorum biliyorsunuz. Herşeyden önemlisi size kalbimi ve dünyamı açıyorum. Ancak okumayı göze alan kalsın hayatımda. 1 dakikalık instagram postlarına veya anlık hikaye paylaşımlarına ihtiyacım yok benim. Çünkü okumayı ve hayatı paylaşmayı seven ve beni yazmak için yüreklendiren blog dostlarım var. Onlar bana yeter, varsın 10binlerce takipçi görmeyiversin.

Yine çok uzattım ama uzun süre yazmayınca böyle olduğunu biliyorsunuz. Beslenme günlüğümü yayınlamaya devam edeceğim. Böyle evde kaldığımız günlerde hep beraber kilo kontrolümüzü de sağlamış olacağız. Lütfen takipte kalın ve yorum yazın. Çünkü bu da beni yazmaya motive ediyor.

Ruh ve beden sağlığınız iyi olsun, kendinize iyi bakın...

Diyetisyen Serap Orak

22 Mart Pazar 2020


Sosyal medyada takip etmek için:


İnstagram için 
https://www.instagram.com/diyetisyenseraporak/
Twitter için  

Görevimiz İlkokul 1

İnci 1. sınıfa başladı :)
Merhabaaa,

Karşınızda ilkokul 1. sınıf annesi olarak ilk satırlarımı yazıyorum. Şükür bu "level" a da ulaştım. Çünkü İnci'yi eve ve ofisime yakın bir okula yazdırmam oldukça güç oldu. Bütün okullar dolu oldukları için bizi geri çevirdiler (devlet okullarından bahsediyorum). Nihayetinde ofis adresimin tuttuğu bir okula kayıt yaptırabildik. Gönlümün sultanı, kıymetlimissss artık 1. sınıf kızı oldu ;)

Resmen sonraki bölümlerin daha zor olduğunu bildiğin ama oynamak için can attığın bir bilgisayar oyununda gibiyim. Tam böyle son canımı harcadığım bölüme geliyorum, mecburum geçmek zorundayım. O leveli atlayınca canlarım yenileniyor, health pack falan doluyor sanki. 2 hafta önceki psikolojim ve dayanma gücümle şu ankinin arasında bildiğiniz dağlar kadar fark var. Ama çok büyük kararlar aldım bu dönemde. Bazı olaylar karşısında insanların ne kadar alçalabildiğine bir kez daha şahit oldum. Şunu hiç unutmayın arkadaşlar: Bir insanın yaptıkları, yapacaklarının teminatıdır. Şunu da unutmayın arkadaşlar: Bana hiç-bi-şey-ol-maz! :P

İlk haftamızı atlattık. İnci anaokuluna gittiği için benden ayrılmak veya okula gitmekte hiçbir sorun yaşamadı. Tek sorun hala sıra arkadaşının adını soramadı :) Hergün tembih ediyorum bugün sor diye ama bir türlü yapamıyor. Yaka kartını oku diyorum onu da inadına yapmıyor galiba (İnci normalde okuyup yazabiliyor)

Son 10 gündür formasıydı, kırtasiye malzemeleriydi, yemekhane ve okul servisi işleriydi, evraklarıydı falan derken blog yine duraklama dönemine girdi kusura bakmayınız. Ama merak etmeyin sağlıksız bir kaç öğün dışında yine oldukça sağlıklı besleniyorum. 

Okulların açılmasıyla beraber hayatlarımız da yoluna girmeye başladıysa o zaman ne duruyoruz artık kendimize iyi bakmaya başlamanın zamanıdır! Bunu sadece sağlıklı beslenerek veya diyet yaparak değil bütünüyle kendimizi önemseyerek yapalım. Biraz rutinden çıkıp yeni şeyler yapmaya başlayın, sevdiğiniz müzikleri dinleyin, sevdiğiniz filmleri izleyin, sevdiğiniz ve uzun süredir yemediğiniz yemekleri yiyin (sağlıksızsa az yiyin). İnanın duş jelinizi bile değiştirseniz iyi geliyor. Kendimden biliyorum :) En önemlisi hayatınızda enerjinizi düşüren insanlarla aranıza mesafe koyun, komple hayatınızdan çıkartamıyorsanız biraz mesafe hatta daha fazla mesafe iyidir. 

Eylül ayı her yönüyle hayatımda bir milat oldu. Sanırım buna çok hazırmışım, belki de bir hakediş meselesidir. Tam bir hasat mevsimi yaşıyorum. Daha önce de kesin yazmışımdır çünkü çok anlamlı bulurum. Bunu Erich Fromm'un Sevme Sanatı kitabında okumuştum. Paracelsus ne demiş?: 

Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevmez.

Hiçbir şeyden anlamayan insan değersizdir.
Oysa anlayan biri,
Hem sever hem fark eder hem de görür...
Bir şeyde ne kadar çok bilgi varsa,
O kadar büyük sevgi vardır..
Bütün meyvelerin çileklerle aynı zamanda olgunlaştığını zanneden biri,
Üzümleri hiç tanımıyor demektir...


Diyetisyen Serap Orak 
16.09.2019

Sosyal medyada takip etmek için:


İnstagram için 
http://instagram.com/diyetisyenserap 

25 Ağustos 2019 Beslenme Günlüğü

1 gün aradan sonra günlüğe dönüş yapayım dedim. Malum araya zaman girince telaşlanıyorum, sonra da hiç yazamıyorum. 

Cumartesi günümde diyet de tatildeydi, hazır İnci babasındayken benim de misafirlerim vardı. O nedenle yeme konusunda şımarık bir akşam geçirdim :) 1 adet ekler, biraz yer fıstığı, birkaç tane cips, 1 kase baharatlı çekirdek ve 2 küçük kadeh beyaz şarap günün kaçamaklarıydı. Misafirlerim gece 03.00'de gittiği için sabah kalkışım 12.00 oldu :) 

Pazar günüme gayet sağlıklı beslenme niyetimle başladım. Zaten geç kalkınca gün de kısalmış oldu. Kahvaltım öğle yemeği gibi oldu. Domates, zeytin, yumurta ve tel peynirden oluşan kahvaltıma 2 dilim de ekmek eşlik etti.


Öğünle birlikte birşey içmeyi sevmediğim için kahvaltıda çay veya kahve içmiyorum. Kahve içeceksem de ya kahvaltıdan önce olmalı ya da sonra. Yemek sırasında muhakkak içeceği unuturum. Kahvemi yine kahvaltı sonrası içtim. Bu sefer karamelli kapsül espresso içtim.


Miskin geçen bir Pazar günü oldu çünkü İnci evde yoktu. Yemeği dünden yapmıştım. Canım da bir iş yapmak istemedi. İnci gelince beraber yiyelim diye üzüm ve şeftali hazırladım. Şeftaliyi yine paylaştık. Çok sert ama lezzetliydi. Evde az kişi olduğumuz için meyveleri çoğunlukla taneyle alıyorum. Asla istifleme yapmıyorum çünkü çürüyüp atılınca acayip sinirlerim bozuluyor. Mesela 2 şeftali ve bir salkım üzüm. Başka bir gün 2 armut ve 7-8 tane erik falan gibi. Çok kişilik ailelerin kiloyla alması, hızlı tüketmesi sayesinde sorun olmadığı için daha hesaplı olabilir. Aynı şekilde kuru soğan ve patatesi de 3-4 er tane falan alıyorum. Sarımsakları da ayıklayıp buzluğa atıyorum. Az kişi olup da tüketim hızlı olmayınca herşey çabuk küflenip bozuluyor. En sevmediğim şey bu israf konusudur. Açık bırakılmış ampule, dökülen yemeğe falan çok üzülürüm. Bir restoranda yemek yerken yediğim ekmek yarım kalırsa onu peçeteye sarar eve getiririm. Orda kalsa çöpe gidecek çünkü. Benim böldüğüm ekmeği başka müşteriye sunamazlar nasılsa. Hatta bazen çantamda çok küçük saklama kaplarından bulunduruyorum. Bazen İnci tabağında köfte falan bırakıyor. Çöpe atılacağına ya sonra yediriyorum veya da sokakta hayvanlara veriyoruz. Belki aranızda yadırgayanlar olabilir ama ben kendimi seviyorum bu duyarlı davranışımdan ötürü. Unutmadan evde de ambalaj atıklarını ayırırım. 2 ayrı çöp yaparım.

Yediğim meyveyi yazarken konu uzadı :)


Akşam yemeği olarak da 3 adet kıymalı biber dolması ve yoğurt yedim. Evde ekmek yoktu o nedenle 1 dilimden bile küçük kalan ekmeği yedim. Dolmayı pirinç ve bulgur karışık yaptım. Asla kinoalı dolma falan yapmam. Geleneksel yemek zevkimi bozmam. Bundan hoşlanmıyorum. Metabolizmamın da aynısını hissettiğini düşünüyorum. Dünya küreselleşebilir (globalleşebilir) ama yeme konusunda yerel (lokal) beslenmemiz gerektiğini düşünüyorum. Yani tabi ki canım isteyince suşi yiyorum ama kıymalı biber dolmasını da kinoayla falan yapamam yani. Yapanı da eleştirmiyorum herkesin özgür iradesidir.

Yemekten sonra başka birşey yemedim. Şu an bu satırları saat 22.00'de yazıyorum. İlerleyen saatlerde birşey yersem ekleme yaparım. 1 bardak süt içme ihtimalim yüksek mesela :)

Sevgilerimle...

Diyetisyen Serap Orak

23 Ağustos 2019 #eminebulut


Bugün yazamıyorum. Birkaç kez ekran başına geçtim ama olmadı. Zaten tüm günüm kalp sıkışmasıyla geçti. Yaşadığım toplumdan utanç duyuyorum. Oğluna erkek olmayı, adam olmayı öğretememiş ebeveynlerden nefret ediyorum. Senin manyak oğlun yüzünden bir kadın ve bir çocuğun hayatı bitti. Toplum zararlısı çocuk yetiştireceğine üreme ey mahlukat!!! Başka bir nesle aktaracak erdemlerin, iyi özelliklerin, ahlakın , becerin, bilgin, görgün yoksa üreme!!! Yazıklar olsun bu ülkenin töresine, geleneğine, namus bekçiliğine... 

Gerçekten artık medenileşemediğimiz gibi sanki daha da geri gidiyoruz. Buradan tüm genç kızlarımıza, kadınlarımıza sesleniyorum. O ilk küfürün ve ilk tokatın arkası her zaman gelir. Sakın böyle adamlarla yola çıkmayın. Gözünüzü açın ve aklınızı kullanın. Birini sevmenin izahı asla ona zarar vermekten geçmez. Seven kıyamaz, unutmayın. Kıyıyorsa sevmiyordur çok net!

Herkes aynı şartlarda yaşamıyor olabilir farkındayım. Manyak insan bitmez tükenmez onun da farkındayım. Ama yine de sesimizi çıkartmalıyız. Başka bir sürü konu var ama bugün kadına şiddetin ve katlinin en büyük örneklerinden birine şahit olduk. Lütfen önce herkes aile içi şiddete karşı durmaya, sonra konu komşu akraba içindeki şiddete karşı durmaya, tavır almaya ve cesaret edip ses çıkarmaya başlasın. 

Kız arkadaşına veya karısına vuran arkadaşının yüzüne tükürmeyen her erkek şiddete göz yumuyor demektir. Komşusu dayak yiyenler onun kocasına tepki göstermiyorsa şiddete göz yumuyor demektir. Oğlu karısını döverken susan her anne şiddete göz yumuyor demektir.

Hem bir kız çocuğu annesi hem de boşanmış bir kadın olarak bugün yastayım. Akıl sağlığımı korumaya ve güçlü kalmaya çalışıyorum. Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum. Lütfen gözünüzü açın...

Not: Boşanmış bir kadın olarak söylemlerimle asla eski eşimi zan altında bırakmak istemem. Kadına şiddete karşı her zaman hassas bir insandır ve asla bir karıncayı bile incitecek biri değildir. Ayrıca bir kız çocuğu babası olarak tüm kadınların güvenliği konusunda duyarlıdır. Böyle erkeklere selam olsun...

Sevgilerimle 

Diyetisyen Serap Orak

22 Ağustos 2019 Beslenme Günlüğü

Bu saatte (00.30) blog yazıyorsam sabah bloga girdiğinde yeni yazı olduğunu gör ve mutlu ol diye :) Eyyy takipçim, blog okurum, tek motivasyonum sensin...

Dün gece saat 03.00'e kadar uyuyamadığım için bu sabah oldukça geç kalkıp geç kahvaltı ettim. Sanırım kahvaltım 11.30 gibi oldu. 1 adet yufka ekmeğinin arasına tel peynir koyup tost yaptım. İçimdeki tost canavarını durduramıyorum.


2 gündür İnci'nin öğünlerini 20 dakika ile sınırlama çalışmalarına başladık. Ayrıca artık 1 çatal bile ben yedirmiyorum. Komple kendisi yiyor. 20 dakika içinde ne kadar yiyebilirse o kadar yiyor. Süre dolunca kalanı önünden alıyorum ve bir sonraki öğüne kadar arada meyve, kuruyemiş veya yoğurt gibi ara öğünler dışında birşey vermiyorum. Artık 6 yaşına geldi ve bu kadar yavaş yemek yemesi çok büyük sorun olmaya başladı. Ben yedirmezsem arkasını da getirmiyordu. Artık tükendiğim için sevgili psikolog arkadaşım (aynı zamanda ofis arkadaşım) Dilek Kılıç'ın bu tavsiyesini nihayet gerçekleştirme yoluna girdim. Eskiden aç kalıyor diye kıyamıyordum ama artık gözüm döndü. Ne kadar aç kalabilir? Ayrıca aç kalsın ki önündeki yemeğin kıymetini bilsin. Mesela bu sabah benim yediğim gibi bir kaşarlı yufka ekmeğin sadece 1/4'ünü yiyebildi. Kalanı yanımıza aldım ofiste öğle yemeği olarak verdim (kalan 3 parçayı 20 dakikalık öğlen öğününde bitirdi)


İnci'yi yıkayıp paklayıp ofise gittim. Büyük fincan Türk kahvem eşliğinde evrak işlerimi yaptım. Aylardır ertelediğim bazı evrak düzenlemelerini yapınca yemek yemeyi atladım. O nedenle şekerim düşünce 4 adet kuru kayısı ve 4 adet yarım ceviz yedim.


İş çıkışı kızımla Migros'a gittik. Alışverişi tamamlayıp eve geldik. O kadar acıktım ki, kötü birşey yememek için kendimi zor tuttum. Markette cipslerden gözümü alamadım. Ama direndim ve satın almadım. Sen de başarabilirsin. Bi dene!


Bugün akşam yine İnci ile farklı menülerimiz var. Ona 3 adet pirzola pişirdim ve havuç salatası yaptım. Tabi ki 20 dakika içinde ancak etlerini bitirebildi (en sevdiği şey olduğu için en hızlı yediği yemek), salataya dokunamadı bile zaman kalmadı.

Kendime de bol kıvırcık salatası (ama öyle böyle bol değil 4 kişilik denebilir) ve 2 parça dondurulmuş uskumru pişirdim. Burda balık daha lezzetli olsun diye bir hile yaptım, bahsedeyim... Balıkları pirzolayı pişirdiğim tavada, çıkan yağın içinde pişirdim. Biraz da zeytinyağı koydum. Hakikaten oldukça lezzetli veya yağlı oldu ama olsun, bugün sağlıklı ve az yedim. Hiç ekmek yemedim zaten yerim kalmadı.


Daha sonra iri bir şeftaliyi 2'ye böldüm. Yarısını ben yedim. Diğer yarısını İnci 20 dakika içinde bitiremeği için (tabaktakinin yarısını yemiştir) kalanları da yedim.


Az önce 1 bardak da soğuk süt içtim. Günde 2 litre süt içebilirim o kadar çok seviyorum. Ama kahveyi sütsüz seviyorum. Sütü sek içiyorum :) (Aaa hakikaten markası da Sek)

Yine dikkat ettim de bugün 1 kez kahve içtim. 3 fincan kadardı ama olsun, 2.ye fırsat olmadı koşturmaktan.

O zaman fotoğraflarını da ekleyip ben yatıyorum. Umarım uyuyabilirim.

Bu arada Berra Antalya'dan döndü bu gece. Annesi sabah bize bırakacak. Yani yarın 3 kız takılcaz. Bana bol şans dileyin ;)

Okuyan ve yorum bırakan herkese çok teşekkür ederim. Ben de yorumları görünce çok seviniyorum. Youtube kanalıma da abone olursanız daha çok sevinirim :)

Sevgilerimle...

Diyetisyen Serap Orak

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...