İnci 3 yaşında! (15 Haziran 2016 Çarşamba)


Bugün canımın içi, hayatımın en önemli parçası kızımın 3. yaş günü :) Öyle bir 3 yıl ki bana 6 yıl gibi geldi anacım. Tüm karelerde göreceğiniz gibi dışarıdan çok mutlu görünsek de bu canavar canıma okuyor benim :) İştahsız, uyumayan, dediğim dedik bir çocuğu 3 yaşına getirmek kolay değil arkadaş. Ne aile dramları, ne delirme anları, ne vicdan muhasebeleri yaşandı bir bilseniz… (çocuklular anladı demek istediklerimi)

Herşeye rağmen öyle güzel bir kulvar ki geride bıraktığınız hayatınızı çok güzel ama kocaman bir eksikle yaşadığınızı fark ediyorsunuz. Ama bu duygu sadece çocuk sahibi olduktan sonra ortaya çıkıyor. İstemeyen arkadaşları yanlış yönlendirmeyelim lütfen :) öyle de devam edebilirsiniz. Sahip olmak isteyen herkese de Allah gönlüne göre versin…


Bu sabah Ramazan pidesi ile yaptığım kaşarlı tostum ve soğuk sütümle güne başladım. Biraz da domates yedim. Sonra ofise gidip art arda randevularımı aldım, bir kahve içmeye bile fırsatım olmadı. tam öğlen çıkmadan önce 1 kupa kahvemi içtim.

O Kadar Tatlı ki/Erenköy/İstanbul 

İnci'nin pastasını yapan O Kadar Tatlı ki Hande bugün aynı zamanda diyet kontrolüne de geldi. Zaten zayıftı, 4-5 kg daha verdi süper fit oldu. Koruma kontrollerimize devam ediyoruz. Gelirken pastamızı da getirdi. Bir de annesiyle beraber İnci'ye prenses Anna kostümü almışlar, harika bir sürpriz oldu. İnci prenses figürlerini sevmez, Elsa'yı, Sofia'yı falan asla sevmiyor ama Anna'yı seviyor. Böylece eksik olan kostümümüzü de tamamlamış olduk :) Çok teşekkürler :) Şu pastaya bakar mısınız ne kadar harika olmuş! Ellerine sağlık Handecim, sanırım Türkiye'de ilk Pijamaskeliler pastasını sen yaptın :)





video

Partimiz 14.30 sonrası başladı. Bugün öğle yemeği yiyemedim. Fırsat olmadı. Sonra İnci'nin harika pastasından 1 dilim ve 1 adet tuzlu kurabiye yedim, yanında da 1 bardak portakal suyu içtim.


video

İnci o kadar mutlu oldu ve heyecanlandı ki pastasını bile üfleyemedi. Ben üfledim :) Kucağıma yapıştı.









Okul partimiz böyle geçti. Berra da bizimle birlikteydi.

Gelelim akşam iftarda yediklerime…


Yine Semra'nın açlık iştahı nedeniyle haşlanmış yarma ile yaptığı nohutlu soğuk çorbadan yedim. İçine dereotu, nane, taze soğan da koyduk. O kadar lezzetliydi ki 2 kase yedim :) 3 kaşık makarna, 2 kaşık kabak yemeği, 2 kaşık da yoğurtlu köz patlıcan, 1 dilim de nuar yedim. Nuarı domates rendesi, 1 kaşık salça ve kişniş tohumu ile düdüklü tencerede pişirdim.


Yemekten sonra Semra'nın gelirken aldığı pastayı kesip evde mini bir kutlama daha yaptık. Bu pastanın 1/8'i olan bir parçayı yedim. Çayıma daha 2 yudum almışken Berra el koydu.


Bu pasta da çok lezzetliydi, bugün 2 dilim pasta yemiş oldum :) pasta çocukluğumdan beri en sevdiğim tatlılardan biridir. Özellikle muzlu rulo pasta! Çünkü biz küçükken eve nadiren alınan bir tatlıydı. Doğumgünleri hariç kimse pasta yemezdi. Hey gidi sağlıklı günler…

Sonra 2-3 dilim de karpuz yedim. Bugün şekeri biraz fazla kaçırdım yani.

Bu da ev halimiz :)



Bir doğumgünümüz daha böyle geçti, beraber nice nice yıllarımız olur inşallah…


Bu da doğumgünü kızının gece sonunda koltukta sızmış hali :)) yatağında yatmak istemedi hanımefendi.

Diyetisyen Serap Orak Tufan

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 

14 Haziran 2016 Salı


Ramazan ayında serin bir İstanbul'dan herkese merhaba,

Yağmur yağmış, sokaklar ıslak, hava biraz kapalı, çok da sıcak değil. Tam benlik yani :) güne böyle başladım.

Öncelikle oruç tutanların ibadetlerini Allah kabul etsin. Kolaylıklar dilerim. Daha önceki yıllarda oruç tutmadığım için yargılayan ve fazlaca eleştiren yorumlar alıyordum. Onları blogumu kirletmemek adına yayınlamıyorum tabi ki. Şimdiden söyleyeyim ben oruç tutmuyorum, kendimce nedenlerim var. Bu konuyla ilgili sorgulanmaktan da hoşlanmıyorum. Kimsenin haddine düşmez, gerekirse yaratıcı yapar siz fazla dert etmeyin :) Bu bir beslenme blogu olduğu için zamanım ve fırsatım olduğunca yayınlamaya devam ediyorum. Ramazan ayına denk gelen günlerde yazmamak gibi bir tercihim yok. Sadece zamanım olmadığında yazamıyorum. Ayrıca blog takip etmek tamamen isteğe bağlı bir konu, yani beğenmeyen, rahatsız olan takip etmesin. Biz bize yeteriz :)

Eşim işe başlayalı 1 ay oldu. Bu nedenle benim koşturmacalarım son 1 ayda daha çok arttı. Çoğu iş bana kalıyor. Artık neresinden tutarsam o işi hallediyorum. Ne düzen kaldı ne sıra :) Tam çamaşır asacakken bir bakıyorum bulaşık makinesini boşaltmaya başlamışım, tam çamaşır asmaya geri döneyim derken bir bakmışım salonu toparlıyorum. Sonra bir bakıyorum sofrayı hazırlıyorum. Sonra İnci'ye yemek yediriyorum… Tam gece kafamı yastığa koyarken asmadığım çamaşırlar aklıma geliyor :) Aranızda bu durumlara tanıdık birileri var mı? :)

2 haftadır İnci'nin tuvalet eğitimine başladık. Çok şükür artık Prima Premium'a para harcamıyoruz :) inanın bu süreç hiç bitmeyecek gibi geliyordu. İlk 1 haftamız bolca çamaşır yıkayarak geçti. Çünkü ilk zamanlar sağolsun İnci koyveriyordu :) 2. hafta artık tuvaleti geldiğini anlamaya başladı. Biz de düzenli olarak tuvalete götürüp destek oluyoruz. Bu dönemin yıpratıcı tarafı da şu ki 2 haftadır 3 saatte bir saati kurup gece kalkıyorum ve İnci'nin çişini yaptırıyorum. Yani uykusuzummmmmm :( Uykumu alamaıyorum çünkü deliksiz uyuyamıyorum. Ama bünyem bu hafta daha alıştı. Geçen hafta gözümü açamıyordum.

2 gündür artık İnci'yi okuluna kahvaltıya götürüyorum. Önceden evde yaptırıyordum. Devamlı aynı omleti yediği için arık farklı şeyler yesin istiyorum ama ağzına bile sürmüyordu. Ana okulunun en faydalı yanlarından biri de İnci evde ağzına sürmediği yemekleri yemeye başladı. Artık farklı birşey yediğinde ağzından çıkarmıyor. Dün de kahvaltıda reçelli krep yemiş, ilk kez krep yedi yani :) Umarım peynir ve yumurta tek tek ayrı kahvaltılardan da yer.

Son 2 haftada gerçekten çok yıprandım. Bez bırakma zamanları çok zorlu geçebiliyor. Karşılıklı sinir krizleri yaşanmadı değil ama atlattık çok şükür.

1. yaş pastamız / O kadar Tatlı ki

Yarın İnci'nin 3. doğumgünü. Okulunda sınıfıyla birlikte bir parti yapacağız. Ev için bir organizasyon düşünmedik. Zaten hiç enerjim yok. Pastamızı 1. doğumgününde olduğu gibi O Kadar Tatlı ki'nin sahiplerinden biri olan arkadaşım Hande yapacak. İnci'nin isteği üzerine PJ Masks (Pijamaskeliler) temalı bir pastamız olacak :) ben de çok merak ediyorum…

Blog yazmak için yeni yeni gücümü topladım yani.

Güne hafif yaktığım kaşarlı tostumla ve 1 bardak sütümle başladım. Uno yeni bir ekmek çıkarmış, tam buğdaylı ve çiya tohumlu, onu denemek istedim. Ama yanık olunca tadını pek algılayamadım :) 3 tane de çeri domates yedim.

Ofise gelince 1 bardak şekersiz kahve içtim. 

Öğle yemeğim biraz geç oldu. Değirmen'de 1 tabak sebzeli köfte, 1 adet kepekli ekmek yedim ve 1 kutu ayran içtim.


Kardeşim oruç tuttuğu için iftara kadar yemek yemeden bekliyoruz. Onunla beraber yiyoruz. Tabi ki bu arada çok acıkıyorum ve şekerim de acayip düşüyor. Evde 1 oruçlu, 1 hipoglisemik, hipotroidli gırgır şamata, sinir harbi sormayın gitsin :) Bakın İnci ve Berra'nın kavga gürültüsünü saymıyorum  :)

Yemek hazırlarken ufak tefek ağzıma birşeyler atıyorum ama yazmaya değmez.

Gelelim akşam iftarda yediklerime…


Semra'nın yaptığı soya soslu tavuk (az yağda kızartma bu kalorili yani), Actifry'da kızarmış patates, 1/4 yufka kadar patatesli börek (bu da Semra'nın ürünü, açken mutfakta tutamıyorum kendisini), 5-6 kaşık kadar domatesli makarna ve 1 kase de cacık yedim. Bolca da salata yedim. Salatayı gerçekten çok fazla yiyorum. Çok severim :) Sanrım 1 dilim de çemensiz pastırma yedim.


Yemekten sonra 1 fincan kahve içtim.


Bütün akşam gece yatana kadar kalan son yazlıklarımı da çıkardığım için başka birşey yemedim. Yatmadan önce 5 tane yeşil erik yedim.

Yarın İnci'min doğumgünü, ilk kez anaokulunda kutlayacağız. O yüzden İnci'den çok biz heyecanlıyız. Onun dünyadan haberi yok ama yarın pastayı görünce çok sevinecek :)

Diyetisyen Serap Orak Tufan

14 Haziran Salı 2016

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 

17 Mayıs 2016 Salı

Sabahları evde yalnız hem İnci'yi yedirip hazırlamak hem de işe gelmek üzere kendimi hazırlamak konusunda her gün farklı bir sınav veriyorum. Bazı sabahlar herşey çok güzel giderken bazı sabahlar tam bir sinir harbi yaşıyoruz. Mesela asansörün düğmesine ondan önce bastım diye sabah sabah bütün apartmanı inletiyoruz...


Böyle olunca uzun uzun kahvaltı yapma fırsatım olmuyor tabi, hatta tost yapmak bile zaman alıyor. O nedenle bu sabah hızlı olsun diye 5 kaşık kuru meyveli müsli içine 3 tane çilek doğradım, sütü ekledim ve biraz bekletip yumuşadıktan sonra yedim. Çok da lezzetliydi.


Ofise gidince 1 kupa kahve içtim.


Öğle yemeği için zamanım çok azdı. Öğlen saatlerinde çalıştığım için kendi öğle yemeğim 15.00'den önce olmuyor. Değirmen'de brokoli, kabak, karnıbahar, havuç içeren bir sebze yemeği yedim yanında yoğurt ve makarna da vardı. Hiç ekmek yemedim.

Öğleden sonra birşey içmeye fırsatım olmadı.


Evde dün pişirdiğim kıymalı taze fasulye vardı. Yanına makarna pişirdim. Yoğurtla beraber yedim. Hatta 1/2 dilim kadar da ekmek yedim. Tam doydum, yemekten kalktım derken kardeşim geldi ve koca bir kutu zeytinyağlı yaprak sarması getirdi. Bir öğrencisinin annesi sarmış getirmiş. O kadar lezzetliydi ki bir baktım 8 tane yaprak sarması yemişim bile! Fotoğrafını bile çekmeden :) o nedenle sonraki gün çektiğim fotoğrafı ekliyorum. Sarma aynı sarma, miktar aynı.


Yemekten sonra bugünün 2. kahvesini içtim. Bütün akşam başka birşey yemedim. Gece yatmadan önce acıkınca 1 minik kase (sosluk) Çorum leblebisi yedim.


Sağlıklı bir günü burada bitirmiş oldum :)

Diyetisyen Serap Orak Tufan

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 

Küçük Prens Tenimde/Melissa Mey

Merhaba blog okuru dostlarım,

Melissa Mey ve Küçük Prens

Sizinle paylaşmak istediğim güzel birşey var. Sevgili dostum, yakın arkadaşım, sanatçı ve gezgin Melissa Mey'in "Küçük Prens Tenimde" isimli bir kitabı yayınlandı. Kitabında vücudunda "Küçük Prens" dövmesi olan kişileri fotoğraflayan ve bunların hikayesini yazan Melissa Mey bu kitabın gelirini "Baba Beni Okula Gönder"projesine bağışlamıştır.  



Küçük Prens’i Teninde Taşıyanların Hikâyesi…
Küçük Prens Tenimde

Fotoğrafçı Melissa Mey, İnkılâp Kitabevi’nin yayımladığı Küçük Prens Tenimde ile en çok sevilen kitap karakterlerinden biri olan Küçük Prens’i tenine kazıyanları fotoğraflayıp hikâyelerini anlatıyor.

“Küçük Prens, pek çok dile çevrildi. En çok farklı dile çevrilen kitaplar arasında ilk sıralarda. Melissa Mey’in kitabı Küçük Prens’in ‘tence’si… Böyle bir dil var mı, demeyin!? Çünkü, ‘beden dili’ diye bir gerçeğin varlığını sorgulamaya gerek yok. Böylelikle, insan bedenlerindeki Exupéry’nin resimlerini büyük bir araştırma ve titiz bir çalışmayla bir araya getiren Melissa Mey, Küçük Prens’in çevrildiği diller arasına bir yenisini eklemiş oluyor.”
                                                                                                                         Sunay Akın
Küçük Prens’im Hep Benimle…

Bazıları içinde tutar yaşadıklarını, bazılarıysa kâğıda döker... Kimileri ise yaptırdığı bir tattoo ile anlatır hikâyesini. Yaptıranlar için ayrı, özel bir anlamı vardır tattoonun. Kimi sevdiği bir cümleyi dövdürür tenine, kimi kendi çizdiği bir figürü, kimi de sevdiği bir kahramanı… İşte Küçük Prens de bunlardan biridir. 

Melissa Mey kendi gibi Küçük Prens’in hikâyesinden etkilenerek Küçük Prens tattoosu yaptıranları “Küçük Prens Tenimde” projesi ile bir araya getirip içindeki çocuğu hiç yitirmemiş büyükleri tek tek fotoğrafladı, hikâyelerini dinledi.

Sevinç Erbulak, Hazal Kaya, Yunus Günçe gibi ünlü isimlerin de yer aldığı bu projede hikâyeleriyle Türkiye’nin pek çok yerinden birçok isim var.  

Arka kapak yazısı:

Herkesin bir hikâyesi vardır. Bazıları kâğıda yazar hikâyelerini, bazıları sadece içinde tutar ve yaşar. Ama bazıları vardır ki, bir küçük resimle bedenine kazıyarak her an yanında taşır hikâyesini. 

Küçük Prens Tenimde kitabını açtığınız andan itibaren onlarca fotoğraf görecek ve her bir fotoğrafta derin hikâyelere tanıklık edeceksiniz. Kim bilir belki birçoğu size kendi hikâyenizi anımsatacak. 

Kolay değildir hikâyesini tenine kazımak; her an taşımak ve görmek. Unutmamak veya hatırlamak. Bu nedenle tattoolu insanlar hep biraz daha tuhaftır ve belki de hikâyeleri bir o kadar derin. Çünkü artık kâğıtlar, defterler yetmemiştir, tenleri şahitleri olmuştur anbean. 

Hikâyesi tenlerinde olanlara ve Küçük Prens’i tanıyanlara...

* Bu bir çocuk kitabı değildir; içindeki çocuğu hiç yitirmemiş ama bedenleri büyümüş çocukların kitabıdır. 
Melissa Mey

**
Melissa Mey, Küçük Prens Tenimde, İnkılâp Kitabevi, İstanbul 2016
Kitabın Ebadı: 21x27
Sayfa Sayısı: 136
Fiyatı: 25 tl 
İrtibat: İnkılâp Kitabevi, Nadide Altuğ: 0212 496 11 46




Daha önce de bu kampanya kapsamında bir müzayedede Melissa Mey'in bir eseri Suna-İnan Kıraç Vakfı tarafından satın alınmış olup, elde edilen gelir "Baba Beni Okula Gönder" projesine bağışlanmıştır.


Başarılı ve sevgi dolu bu insanı canı gönülden destekliyor ve buradan da kendisine hayranlıklarımı sunuyorum. İyi ki varsın tilki :) Kitabıma imzamı bekliyorum ;)

Melissa Mey blog sitesi için tıkla… http://meyontheroadforphoto.blogspot.com.tr
Melissa Mey instagram hesabı… melissamey


Diyetisyen Serap Orak Tufan

17 Mayıs 2016


Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 

6 Mayıs 2016 Cuma

Düne ait postumda da belirttiğim gibi eşim sabah iş görüşmesine gittiği için sempozyuma erken gidemedim. Aslında 08.00'e doğru evden çıkacaktım ama otele varmam 11.30'u buldu. Şu an bu yazıyı yazarken sabah kahvaltımda ne yediğimi unuttum ama sanırım tost yemişimdir :)


Sempozyumda yayınlanan bazı değişik slaytları çektiğim için telefonumun hafızası doldu ve hatta bir süre kapandı. Açamadım. O nedenle her şeyin fotoğrafını çekemedim. Öğle yemeğimde yediklerimi çektim :) Aralarda sade kahveler de var tabi.

Tabağımdakilerin hepsini yedim

Baklava dilimi hariç diğerlerini yedim

Aralardaki ikramlarda biraz daha ananas yedim. Sonra bir kokteyl masasının etrafında durmuş birileriyle sohbet edip kahvemi içerken sempozyumun en yakışıklı profesörünün üstüne yanlışlıkla kahve döktüm!!!!

Dr. Farese, Jr., is currently a Professor of Genetics and Complex Diseases at the Harvard T.H. Chan School of Public Health, Professor of Cell Biology at Harvard Medical School, and an Associate Member of the Broad Institute of MIT and Harvard

Adam sabah sunum yaparken içimden dedim ki profesöre bak helal olsun hem fit hem sunum harika, başarı desen yazmakla bitmez... Meğerse aynı zamanda çok da mütevazi imiş. Ben o kahveyi bizim hocalardan birinin üstüne döksem beni yerin dibine sokardı. Ama Prof. Dr. Robert Farese baktı ben çok üzüldüm, mahcup oldum, bildiğim tüm İngilizce'yi unuttum, dondum, kaldım adam bana espriler bile yaptı. O kadar rezil oldum ki aklım biraz başıma gelince çantamdaki ıslak mendil paketi aklıma geldi. Koskoca Harvard profesörü yanımda ıslak mendille pantolonu sildi, mendil taşımamın bir mucize olduğunu söyledi. Ben de 3 yaşında bir kızım var o nedenle her zaman çantamda bulunur dedim. O zaman hem çocuklar hem de bilim adamları için çok kurtarıcısınız dedi :) ayyy başkası olsa bir surat yapardı ki sormayın, adam hala sempati abidesi! Ben hala bu satırları yazarken olayın rezilliğini yaşıyorum, arkam dönük koktely masasında dururken yanımdan geçiyormuş, omzumdaki çantamın sapını düzeltirken çok talihsiz bir hareketle eline çarpmış oldum ve sütlü kahve adamın üstüne döküldü. O sırada kim olduğunu fark etmemiştim. Tam bunun rezilliğini yaşarken bir de o adamın sabah hayran hayran izlediğim profesör olduğunu görünce tamamen yerin dibine girdim diyebilirim. Artık siz anlayın bendeki utancı :( Neyse işte bu da böyle bir anı oldu. Sanırım bu kadar üst düzey bilim adamlarının olduğu bir sempozyumda en büyük gafı ben yapmış oldum :( ayyy bu anıyı unutmak istiyorum...

Günün geri kalanında bu utançla yaşadım. Sunumlar çok ayrıntılı, çok biyokimyasal ve moleküler biyoloji düzeyindeydi. Benim için ise en önemli olan tüm bu sunumları çevirmen olmadan dinleyebilmek ve anlayabilmekti. İngilizce'yi anladığım kadar konuşabilsem ne güzel olurdu...

Bu fotonun konusu harika orkide tabi ki :)

Bu sene 2. sine katıldığım Sabri Ülker Vakfı toplantısı yine çok verimli ve güzel geçti. Çok özenilerek hazırlanmış olduğu sempozyumun her anında kendisini hissettirdi. Sevgili dönem arkadaşım Diyetisyen Ayşegül Uğural'a daveti için çok teşekkür ederim.


Günün geri kalanında ne yediğimi şu an hatırlamıyorum. Telefonumun hafızası dolduğu için çekememiştim. Otelin bahçesindeki yorgunluk pozum da burada :)

O güne ait son karem, Beşiktş'tan ayrılırken... Kalbim hep ordadır, İstanbul'a geldiğimde ilk oturduğum semt, yeri her zaman başkadır...

Diyetisyen Serap Orak Tufan

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 

5 Mayıs 2016 Perşembe

Bu sabah İnci'nin geç kalkacağı tutunca hazırlanma sürecimiz biraz sıkıştı. O nedenle kahvaltı yapmama zaman kalmadı. Sadece 1 bardak süt içtim. Ve ofise geçtim.


Ofise gidince eşimin yaptığı 1 fincan kahvemi içtim. Bugün yarım gün çalışıp öğleden sonra hazırlanacağım ve Sabri Ülker Vakfı'nın Bosphorus Four Seasons Hotel'de  düzenlediği toplantı ve gala yemeğine gideceğim. Eve çok geç geleceğim için günlüğün devamını ve orada yediklerimi saha sonra paylaşacağım. Yarın da tüm gün orada olacağım.


Kuaföre gidip eve geldim ve öğle yemeğimi yedim. Kalan son taze fasulyemle birlikte tavuk suyuna pirinç pilavımı da yedim. O kadar üşüdüm ki pilavıma bolca karabiber ektim (ısıtıcı ektkisinden faydalandım). Havanın bu kadar soğuması toplantı için giyeceğim kıyafet seçimimi etkiledi. Elbise giyip üşüyüp hasta olmaktansa günlük bir kıyafet giymeyi tercih edeceğim. Hava çoook soğuk :(

Hala biraz daha vaktim varken dünkü blogumu yazdım. Onu yazarken de 15 tane yeşil erik yedim.
Birazdan kahve içmeyi düşünüyorum. Sonra hazırlanırım…


Davete meslektaşım Feyhan Hanım ile birlikte katıldım. Ona da vakıftan davetiye gelmişti. Gala yemeği öncesi kokteylde 1 küçük kadeh beyaz şarap içtim ve 1-2 küçük kanepe atıştırdım. Katılımcılar ve ortam son derece elit olduğu için tahmin edersiniz ki yemek yerken fotoğraf çekmekte çok zorlandım ama neyse ki çok garip olmadı çünkü her masada benim gibi insanlar vardı. Sunumlar o kadar şıktı ki fotoğraf çekmemek imkansız. Bu arada canlı piyano konseri eşliğinde yemek yediğimizi de belirtmeliyim. Piyano sanatçısı Hollandalı bir Türk'tü. Sanırım yeni albümü çıkmış adı Karsu. Sesi ve yorumu çok güzeldi, piyano da öyle. Linkteki video o akşama ait değil ama yine de Karsu'yu dinlemenizi istedim.


Sizin için menünün de fotoğrafını çektim. Fotoğrafları da aynı sıra ile yayınlıyorum. Ortamın ışığı loş olduğu için flaşsız çektim çünkü flaşla çekmek hoş olmuyor. Sadece 1 tanesini denemek için çektim
 
 
 
 

Yemekte 2 kadeh daha beyaz şarap içtim. Tatlı hariç tabağımdakilerin hepsini yedim diyebilirim.

Eve dönerken Beşiktaş'tan Üsküdar'a motorla geçtim. Üsküdar'dan eşim aldı. Eve geldiğimde İnci çoktan uyumuştu. Çok güzel bir akşamdı. Müzik, yemekler, özgürlük :)

Bu arada çok hızlı bir değişiklik oldu hayatımızda. Yarın sabah erkenden sempozyuma katılmam gerekiyordu ama eşime yarın sabah için iş görüşmesi çıktı. Sabah İnci'yi okula götürüp sempozyuma öyle katılabileceğim.

Not : Blog geride kaldığı için müjdeyi şimdi vereyim. Eşimin sabahki iş görüşmesi iyi geçti. Öğleden sonra arayıp hemen Pazartesi başlayabilirsiniz dediler. 13 ay sonra eşim işe girdi yuppiii :) hem de Anadolu yakasında Göztepe'de Nida Kule'de bir şirket. Hıdırellez tuttu mu ne? :)


Diyetisyen Serap Orak Tufan

Sosyal medyada takip etmek için:
İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...