Uykusuz

Offf ne gündü ama! Gözümden uyku akıyor çünkü dün gece 05.30'a kadar gözüme uyku girmedi. Ha uyudum ha uyuyacağım diye inatla yataktan çıkmadım ama delirecek gibi oldum diyebilirim. Daha çok uykum açılmasın diye internete falan da girmedim, tv de açmadım. Sadece kafamda tilkiler ve kuyrukları arasındaki alan hesaplamaları, formüller, onun türevi, bunun integrali derken uyku bana yalan oldu :(

Neden uykusuz kaldığımı ve asıl mevzuyu bugün açıklamayı düşünmüyorum. Amacım gizem yaratmak değil sadece zamanını beklemek. Zaten bekleme uzmanıyımdır, acayip güzel beklerim, hiç pes etmem illa beklerim. Hani bir olayın sonucuna giderken ki o bekleme süresi var ya, sanırım ben oradaki bekleme sürecinin verdiği hazzın bağımlısıyım. Sonuç değil yani, sonuç sonuçtur illa ya olacak ya olmayacak zaten.

Mesela bu ara sömestr tatiline giden danışanlarımı sabırla bekliyorum. Kayak tatiline gidip de sucuk ekmek yerken ve sıcak çikolata içerken beni düşünen danışanlarımı bekliyorum... Aman da hava buz gibi gidip işkembe çorbası mı içsek diyen ve haftada 3 gün gözümün yaşına bakmadan diyetini bozan danışanlarımın acilen hizaya gelmesini bekliyorum... (o kendini biliyor) Beklerken işte size çok güzel bir sürprizim var, onu da açıklamayı bekliyorum ;)

Haa bir de yazmaya başladığım mini mini bir tarif kitabım var, malum bir takım kazık yemeler ve bunalımlar sonucu ara vermek zorunda kalmıştım. Şu son yamacı da aşayım ilk düzlükte onu da tamamlamaya başlayacağım.

Ve de çok samimi bir içerikle beraber Youtube kanalımızı da yayına alacağız. Youtube koçum Haluk Tatar geçen yıl özenle çektiğimiz videolarımızı komple devre dışı bırakıp yeniden video çekmemiz gerektiğini kafama kaktığı için el mecbur baştan başlayacağız. Niyeee? Çünküüüü içerik ve bilgiler hala güncel ama benim saçlar kısaldı, görüyorsunuz di mi imaj herşeydir. Üstad ne derse o!


Youtube kanalı için çekmemi istediğiniz konu başlıklarını bu yazının altına yorum olarak eklerseniz sevinirim. Çünkü bu diyetetik konusu okyanus misali, en çok talep edilen konulara öncelik vermek mantıklı olabilir.

Yaa bi de içimde çok tatlı bir heyecan var. 1 Mart'ta 40 yaşıma giriyorum. O sebepten kendimle baş başa ufak bir yurt dışı kaçamağı yapmayı düşünüyorum. Bana vizesiz gidebileceğim bir yer tavsiyesinde bulunursanız 2-3 günlük bir kaçış planım var. Şimdilik aklımda Belgrad var ama çok uzak olmayan ve 2-3 günde gezilebilecek bir yer aklınıza gelirse yazın bana. Yazık bana :( 2012 Haziran'dan beri yurt dışına ayak basamadım (sanki yurt içinde çok gezmişim gibi)

Bugünlük bu kadar diyelim ki yarına da yazacak birkaç cümlemiz kalsın.

Sevgilerimle...

Diyetisyen Serap Orak

23.01.2019

Sosyal medyada takip etmek için:

İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 


İstila

Bundan sonra yazılarıma böyle başlıklar koymaya karar verdim. Hem çok anlamlı ve gizemli, hem de çarpıcı olsun diye. Sanki çok az insanın izlediği ve sadece film festivallerinde gösterilen Avrupa filmlerinden biri gibi... Şaka şaka :) az önce tiyatrodan geldim. Oyunun adı "İstila" idi.

Ataşehir'de bitmek bilmeyen Metropol Avm/Residance vs. şantiyesinin içinde DasDas nihayet faaliyete başladı. O kadar mutluyum ki anlatamam çünkü Watergarden'da kapandığından beri sanat damarım kopmuş gibi hissetmiştim. Malum Truman Show tadındaki hayatımda bu kadar yakın bir tiyatro ve konser sahnesinin bulunması benim için çölde vaha sayılır. İyi ki yeniden hayatıma girdin DasDas :)

Yetmedi her haftaya bir etkinlik bileti aldım. Pazar günü İnci'yi "Pi Hanımın Tarifsiz Kurabiyeleri" oyununa götürmüştüm. Bugün kendimi "İstila" oyununa götürdüm. Haftaya arkadaşımı Fazıl Say konserine götüreceğim. Sonra hadi hep beraber "Zengin Mutfağı"... Artık avm mağazalarında değil DasDas sahnelerinde yiyeceğim paraları. Hiç değilse ruhum doyar.

İstila

İstila ile ilgili yorumumu bilmek isterseniz kısaca değineyim... Öncelikle bu kadar çok diyalog ve monolog olan bir oyunda böyle bir performans sergileyen oyuncuları canı gönülden alkışlıyorum ve hatta helal olsun size demek istiyorum. Sonunda siz de ağladınız biz de ağladık, hem de için için ağladık ama çaktırmadık. Konu çok dramatik olmasına rağmen bunca küfürle ve kahkahayla dolu olunca sonuna geldiğimizde duvara çarpmış gibi hissetmemiz de normal oldu tabi. Resmen içimizi kanattınız. Her bir oyuncu muhteşemdi ve hatta devdi diyebilirim. Daha çok tiyatro izleyenler belki daha ayrıntılı yorum yapabilirler ama benim kadar az tiyatroya gidebilen insanlar için çok şey ifade eden bir oyundu. Eve gelip de makinede bitmiş olan çamaşırı asana kadar gerçek hayatımdan koptum diyebilirim.

Ama işte sanatın da sonu var. Evde 1 makine bitmiş çamaşırı asarken dedim ki kendi kendime "Ne o? Az önce DasDas Cafe'de yüksek bar masasında 1 kadeh kırmızı şarap yudumlarken ve hatta Mert Fırat yanımdaki kadınları tanıdığı için onlara selam vermeye geldiğinde beni de onlardan biri sanıp gülümsediği zaman çok havalıydın noldu? Bak yine bitmiş çamaşırları sen asıyorsun :) Haftada 2 akşam çıkma şansım var ve işte o yüzden bu tiyatrodan en çok keyif alanlardan biri ben olmuşumdur. Haa bir de Mert Fırat ona gülümsedim diye mutlu olmuştur herhalde :)))


Şimdi bu saatte bu derin duygularımı sizinle paylaşıyorsam buna azim ve yalnızlık denir arkadaşlar. İkisi de en sevdiğim şeyler. Benimle aynı duyguları paylaşan herkes için yazıyorum. Zaten yazmak böyle birşey, yazdıkça yazıyorsun. Konuşmak gibi yani, uzun uzun konuşacak kimse olmayınca blog yazıyorsun işte. Bence tüm eski bloggerların yazma nedeni budur. Hep derim, kimse boşu boşuna blog yazmaya başlamaz.

Son olarak bugünün acayip sürprizlerle dolu bir gün olduğunu söylemek de isterim. Bazı olaylar bir anda gelişti ve netleşti. İlerleyen günlerde ne olduğunu yazarım. Beni biraz tanıyanlar işle ilgili birşey olduğunu hemen anlamıştır. Beni bu hayatta işimle ilgili yenilik yapmak kadar çok mutlu eden birşey yok sanırım. Yalan valla şu saatte birisi çeyrek ekmek kokoreç getirse ona da çok mutlu olurum :))

Şaka bir yana benim için şans dileyin blog dostlarım, bu sene çok güzel şeyler olacak gibi...

Aranızda yarın yazmaz artık diyenleri duyar gibiyim, azıcık pozitif olalım lütfen :)

Sevgilerimle

Diyetisyen Serap Orak
22 Ocak 2019

Sosyal medyada takip etmek için:

İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 

Uyanış


Sevgili blog dostlarım,

Uzun zamandır blog yazmayan tüm bloggerlar gibi suçluyum, suçumu da kabul ediyorum. Eğer hala blog okuyan birileri kaldıysa buraları yeniden yeşertelim mi? :)

Geçenlerde dediler ki artık blog okumaya kimsenin sabrı ve zamanı yok o nedenle videolar daha çok izleniyor. Tabi ki video izlemek daha kolay ama beni tanıyan herkes biliyor ki ben zoru severim (Allah belamı verseydi de sevmez olsaydım). Şu hayatta başıma daha şöyle kolay yoldan birşey gelmedi. İlla ki bir tırnağımla, gücümle, emeğimle, terimle elde edeceğim. Öbür türlüsünü bilmiyorum. Bilsem de yapamıyorum ve hatta yaşadıklarımdan ders alamayıp öğrenemiyorum. Öğrendiğim zaman da artık köprüleri falan yakıyorum. Yine yaktım, anlatıcam...

Uzun yıllardır ne yiyip içtim hepsini anlattım biraz da duygularımdan bahsedeyim. Dertleşmiş de oluruz. Şurda 40 yaşıma girmeme sayılı gün kala yine bir kazık yedim, düşman başına diyelim. Düşman listeme girmek için insanlar ekstra çaba sarfediyor valla onlara koca bir alkış lütfen!

1 yılı aşkın süredir içinde bulunduğum ama taklit edilmemesi için gizlediğim projeden öyle bir tekmeyi yiyerek atıldım ki acısından oturamıyorum hala :( Proje sahibi ismi lazım olmayan bir jinekologdur, adına, sanına, işine bakarsanız çok da profesyonel görünmektedir. Yaşam tarzına bakarsanız küçük hesaplar peşine düşmez, kimsenin hakkını yemez sanırsınız ama öyle olmuyor işte. İşin başı "Serap'cım ben bir aplikasyon yaptıracağım. Bunun beslenme kısmını yazacak bilgisine güvenilir birine ihtiyacım var. Sen bu projeye dahil olmak ister misin?" diye başladı ve ben de tabi ki seve seve, 5 kuruş para istemeden yaparım diye kabul ettim. Günlerce gecelerce yazdım, haftalarca çekimlerine gittim (hatta bu sebeple kendi youtube kanalı çekimlerim yarım kaldı, zaman bulamadım. Kendi çekimlerimi bir başkasının projesi için ertelediğim için çok pişmanım) ve 1 yıl boyunca aplikasyon ha çıktı ha çıkacak diye oyalandım. Taaa kiii 14 Aralık 2018 Anne Bebek Fuarı'na 4 gün kala bir WhatsApp mesajı ile projeden resmen çıkartıldığımı öğrenene kadar! O güne kadar ne bir açıklama ne bir bilgi verme asla yok. Etik kelimesinin anlamı nasıl boşaltılır bunu da öğrendim sayelerinde. Bu arada Eylül ayında bir başka diyetisyenle çekimler falan da yapılmış hatta hazırlanan web sitesine de eklenmiş (ama yazılar yetişmemiş o sebeple benim yazımı kullanma cüretinde bile bulunmuşlar), bunlar hep belliylen bana projenin lansmanına 4 gün kala bilgi vermeleri küfürlere layık bir hareket oldu, haklarını da yemeyelim gerekli küfürleri ettik mi ettik!!!

Ama bütün suç bende, neden? Çünkü hiçbir sözleşme yapmadan gönüllü olarak katıldım. Aklınızda olsun siz yapmayın. İşinizde başarılı olduğunuz için bir projeye davet ediliyorsanız bu başarınızın nişanesi olarak en azından bir sözleşme yapın. Benim gibi sadece bir insana gönülden güvenerek yola çıkmayın.

Sonra ne mi yaptım? Çok sağlam bir avukatım var, kendisi lise arkadaşımdır (öyle her davaya da bakmaz). Ona gittim herşeyi anlattım, delil listemi sundum, elimdeki delillerle açacağımız bir tazminat davasında mahkemeyi kazanacağımıza emindik. Çünkü ben ajanda kullanan, yaptığı herşeyi saati saatine not alan ve telefonunda, mailinde herşeyi saklayan bir insan olduğum için yeteri kadar delilim vardı. Hakkımı yasal olarak aramaya karar verdim. Tam dava açacağımız an vazgeçtim. Niye biliyor musunuz? Bu adamın adını sürekli aylarca anmaya mecbur kalmayım diye.

Yaptığım işi beğenir beğenmez, daha iyisini yaptırır yaptırmaz beni ilgilendirmiyor. Bana gelip bir kahve içelim Serap deseydi, kusura bakma çalışman içime sinmedi, katkın için teşekkür ederim deseydi, hadi bunu da geçtim yüzü tutmayıp bunları bir nota yazıp çiçek falan bişey gönderseydi belki iyi niyetli olduğunu düşünebilirdim ama artık bunun egoizmden başka birşey olmadığını anladım. Bu insanlar için harcayacak 5 dakikam bile yok artık. Böyle insanları kimsenin bilgisi ve emeği tatmin etmez.

Neyse efendim bu adam sanki ben onun stajyeriymişim gibi bana bir güzel 40 hafta hamilelik beslenmesi hazırlatmıştı ya, işte ben ondan kendime web sitesi kurdum. Daha vitamin-mineral sözlüğü kısmını ekleyemedim zamanım olmadı. Umarım tüm hamile dostlarımıza faydası olur. Eş dostla paylaşır, bilgileri yayarsanız süper olur, hakkınızı ödeyemem. Bundan güzel kitap da olur tabi, ama artık 1 kelimesini iznim dışında kullananı fena harcarım. Bu sefer gözünün yaşına bakmam.

Sitemin adı www.hamilelikmucizesi.com instagram sayfam da @hamilelikmucizesi şeklinde 40 hafta hamilelik beslenmesi bilgileri içermekte olup tüm anne adaylarının ve yakınlarının hizmetindedir.

Haa ola ki doktor yazımı kullanmaya devam ederse ihtar çekeceğimi buradan kamuoyuna duyurmak isterim. Hala siteden kaldırmadılar çünkü :( Bir de sosyal medyada daha önceden paylaştığım bazı konularda beni yalancı durumuna düşürdüler o da ayrı bir konu...

İşte Aralık ayı depresyonumun sebebi budur, birine güvenince sonu hep hüsran temalı çalışmamın kısa bir özetini de sizinle paylaşmak istedim.

Geçen hafta ofisimin asansöründe karşılaştığım ama acelem olduğu için sohbet edemediğim, beni ve İnci'yi tanıyan 17. katta çalışan blogger takipçime çok selam söylemek istiyorum. 3. kat daire 24'teyim her zaman bekliyorum :) o gün ofisin anahtarını evde unuttuğum için eve geri dönüp anahtarı aldığımız için ilk randevuya geç kalmak üzereydik, yoksa seninle 17. kata çıkardık :)

Sonraki yazımın adı "diriliş" olacak gibi di mi?

Sevgilerimle

Diyetisyen Serap Orak
21 Ocak 2019

Sosyal medyada takip etmek için:


İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 

Kırmızı Et Tüketemeyen Bireyler İçin Beslenme Önerileri

Kırmızı Et Tüketemeyen Bireyler İçin Beslenme Önerileri

Son zamanlarda ülkemizde yaşanan Şarbon hastalığı tehlikesi nedeniyle kırmızı et yemekten kaçınıyorsanız önerilerime kulak verebilirsiniz. Dönemsel olarak et yememek sağlığınız için bir takım eksiklikleri de beraberinde getirebilir. Özellikle de genel sağlık durumunuz bu konuda olumsuz bir alt yapı oluşturabilecek düzeydeyse protein-enerji dengesizlikleri ve mineral yetersizlikleri yaşayabilirsiniz.

Protein, çocukluk çağında büyüme ve gelişme açısından, yetişkinlerde ise hücre yenilenmesi ve onarımı bakımından çok gereklidir. Uzun süreli protein yetersizlikleri bu konularda eksikliklere yol açabilmektedir. Çocularda boy uzamasının yavaşlaması, kas gelişiminin eksik kalması ve bu sebeplerle büyüme hızının yavaşlaması söz konusu olabilir. Yetişkinlerde ise öncelikle kas kayıpları ortaya çıkabilmektedir. 

Bu gibi sorunlar yaşamamak için şu önlemleri alabilirsiniz:

Öncelikle kırmızı et yerine beyaz et türlerine yönelebilirsiniz. Tavuk, hindi, balık gibi besinleri daha sık tüketebilirsiniz.

Yumurta tüketim sıklığınızı arttırabilirsiniz. Eğer yumurtayı sade olarak tüketmekte zorlanıyorsanız omlet, menemen veya sebzeli türlerini  (ıspanaklı yumurta vb.) tercih edebilirsiniz.

Bitkisel protein kaynakları arasında en zengin olan tür kuru baklagil lerdir. Baklagil türlerini haftada 2-3 kez tüketebilirsiniz. Kuru baklagiller arasında kuru fasulye, nohut, yeşil mercimek, barbunya, soya fasulyesi, kırmızı mercimek, iç börülce ve iç bakla yer almaktadır. Soya fasülyesinden elde edilen soya eti ve kıymasını da yemeklerde kullanarak protein içeriğini zenginleştirebilirsiniz. 

Baklagil türlerindeki demirin emilimini arttırmak için C vitamini içeriği yüksek olan besinleri aynı öğünde tüketiniz. Limon sıkabilir veya salata tüketebilirsiniz.

Protein açısından eksiklik yaşamamak için en önemli protein kaynaklarından 2.’si olan süt ve süt ürünlerini daha sık tüketebilirsiniz. Süt, yoğurt, peynir, ayran, kefir gibi besinler bu grupta yer almaktadır.

Ayrıca açıkta satılan çiğ sütlerden satın almayarak ve özellikle dışarıda iyi pişmemiş et türlerini yemekten kaçınarak da önlem alabilirsiniz.

Diyetisyen Serap Orak


Utanç yazısı

Evet arkadaşlar bu bir utanç yazısıdır. 18 Şubat 2018'den beri yazmayan blogger diyetisyenin utancını ve mahcubiyetini içermektedir. Yazının devamı iç dökme kısmından oluşacak ve son kısmında yeni umut filizleri yeşertecektir...

6 aydır blog yazmayan bir blogger ne kadar mahçuptur bilmenizi istemem, valla hoş birşey değil :( kimsenin başına gelmesin. Geldiyse de yapacak birşey yok, dünyanın sonu değil ama bir özürü hak ettiniz tabi. Hala takibi bırakmadığınız, merak ettiğiniz, mail ve mesaj yoluyla blog yazmam konusunda cesaret verdiğiniz için ne kadar teşekkür etsem azdır. Yazmadığım günler için de özür dilemeler yetmez.


Önce şu Youtuber olma konusuna gelelim. Evet yalan değil, çok güzel videolar çektik. 6 tane falan biriktirdik ki her haftaya bir video koyalım aksama olmasın (devamını çekecektik, 15 tane olunca yayına başlayacaktık). Bu kadar iyi niyetle yola çıkmışken kışın hastalıklar vs derken onları yayına alamadık. Hala elde var 6 video :) Şimdi yayınlasak çok zaman aşımına uğramış mıdır bilmiyorum ama açıkcası ben bu video işine çok da ısınamadım. Benim olayım yazı arkadaşlar, yazmam lazım.  Şiir, yazı, mektup... Yazmayı seviyorum ben. Öyle kamera önü işleri sevmiyorum. Fark ettiyseniz instagramda da hiç video koymam, kendimi çekmekten hoşlanmam, canlı yayın yapmam. Tarzım değil demek ki. Sinema sektöründe olsam oyuncu olmak yerine büyük ihtimalle senarist veya yönetmen olurdum herhalde :))) illa kamera arkası isterim yani.

Benim youtube kanalım hariç, başka çekimler de yaptık. Şimdilik hala yapım aşamasında olan kolektif bir proje olduğu için açıklayamıyorum ama araya bu projenin çekimleri ve hazırlıkları girince de benim YouTube kanalının işleri aksamadı desem yalan olur. Kısmette ne varsa o oluyor, kendime kanal açıp video biriktirirken kendimi başka bir projenin çekimleri içinde buldum :) O yayına girince haber vereceğim merak etmeyin. Zaten bence çok bomba gibi bir iş olduğu için sosyal medyada duyacaksınız da ;)


"Hadi o iş bitti, sonra ne yaptın Serap, niye blog yazmadın, video çekimlerine devam etmedin?" diye sorarlar insana. Ona da bir cevabım var. Çünkü öyle bir işin içine girdim ki, çıkmam mümkün değil. Belki müsade alırsam onu da açıklarım :) şimdilik süren ve günlük hayatımın çok büyük bir kısmını kapsayan bir iş oldu.

Bende icraat biter mi? Yaz ortasında birdenbire ortaya çıkan bir kitap projesi gündeme geldi, o proje de tamamlanmadığı için henüz açıklama yapamıyorum. Ama bitince hepiniz benim adıma çok sevineceksiniz biliyorum. Sizin beni tanıdığınız kadar ben de sizi tanıyorum çünkü :) Şu an diğer işlerimin yoğunluğundan kitap yazma işi de yavaş gidiyor ama geç olsun güç olmasın di mi?


Eeee ben daha ne yapayım? Artık saçımı bile tarayacak zamanım kalmayınca gittim saçlarımı bile kestirdim :)) gülmeyin, gerçekten zaman ayıramadığım için yaptım. Gayet de iyi oldu pratiklik açısından, özellikle de "En az 10 yaş gençleşmişsin" diye bir yorum aldım ki ben bu gazla 50 yaşıma giderim artık. Yaş 39 olunca 10 yaş gençleşmişsin denmesi 100 tane gül alıp seni seviyorum denmesinden daha güzel biliyor musunuz? :)))


Kendimi işe güce adamamın dışında çok şükür herşey yolunda. İnci ve ben gül gibi geçinip gidiyoruz. İnstagramdan takip edenleriniz varsa zaten herşeyden haberdar oluyordur. Instagram hesabı olmayanlar için de buraya bir "İnci 5 yaşında hatırası" olsun diye çektirdiğimiz fotoğraftan koyayım bari. Anne kız bir maşallahınızı alırız ;)


Hah işte asıl konuya geleyim... Yazmadan duramıyorum. Blog yazmadığım aylarda resmen azap çektim. Benim olayım buymuş arkadaşlar, yazdıkça, ürettikçe, paylaştıkça, iletişimde kaldıkça dallanıyormuşum, çiçekleniyormuşum sanki. O nedenle acaba ben bu yeni moda akımlara uyup da Youtube işine girmesem de gül gibi blogumu yazmaya devam mı etsem? Evet zamanım az ama günlük yazma işinin de keyfi ayrı güzel. Önünde sonunda söz uçar yazı kalır. İç sesimi dinlediğime hiç pişman olmadım.

Belki tam olarak eskisi gibi bir beslenme günlüğü diyemeyiz ama yine de yazarım işte böyle konuşur gibi.

2018 Şubat ayından bu yana hayatınızda neler oldu bitti bir düşünün bakalım... Belki siz de bu postun altına bana bir özet bırakırsınız ;)

Sevgilerimle...

Ailenizin blogger diyetisyeni Serap Orak

13 Eylül 2018
Ataşehir, İstanbul


Sosyal medyada takip etmek için:


İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 

Bir YouTuber doğuyor ;)

Sevgili blog dostlarım,

Durdum durdum, bugün size bir haber vereyim diye blog yazısı yazmaya karar verdim. Bir de baktım ki yarın aynı zamanda blogun yıldönümü imiş :) Tam 7 yıldır yazdığım, sizin de takip ettiğiniz blogumuzun yıldönümü kutlu olsun :) nice yıllara...

Tabi ki kişisel yoğunluğum, bunalımlarım ve bir takım nedenlerim yüzünden son yıllarda düzenli yazamadım ve burayı ihmal ettim, biliyorum ama teknolojinin seyri de değişiyor tabi. Artık eskisi gibi blog okuyan da kalmadı. Herkes daha çok İnstagram ve YouTube kullanıyor. İşte bu yüzden ben de kendime bir YouTube kanalı açmaya karar verdim. Ve yaklaşık 2 haftadır boş zamanlarımızda video çekmeye başladık. Hatta bu konudaki ilk tanıtım videomuz da Video Eğitim kanalında yayına girdi. Youtube için beraber çalıştığım arkadaşım, hocam, ortağım Haluk Hoca ile benim kanalın videolarını çekip biriktiriyoruz şimdilik. Çok yakında yayınlayacağız. Beni artık YouTube kanalımdan da takip ederseniz çok sevinirim. Hatta şimdiden takibe başlayın ki yayına geçtiğimizde haberiniz de olsun ;) Lütfen benim kanalım için bir tık :)

Şu ana kadar Haluk hocanın kanalındaki videomuz 4900 kez izlendi. İzleyen ve beğenen herkese çok teşekkür ediyorum. İzlemek isterseniz bir tık yeter ;)

Haluk Tatar/Video Eğitim

Ayrıca henüz gizli olan bir projede de karşınızda olacağım. Şimdilik o gizli kalsın, tamamlanınca onun da duyurusunu yapacağım.

Gördüğünüz gibi aslında boş durmuyorum, eylemlerim devam ediyor ;)

bu da çekim arkası :)
Görüşmek üzere...

Diyetisyen Serap Orak
18 Şubat 2018

Sosyal medyada takip etmek için:

İnstagram için http://instagram.com/diyetisyenserap 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...